Ankara’da Bir Antigone: “Benim hakkım olanı benden alamaz hiç kimse!..”

Özgür Gündem, 12 Ocak 2006

Devlet Tiyatroları’nın Macunköy’deki İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi, Ankara’da ulaşılması en güç sahnelerden biridir. Ancak esnek sahne yapısıyla, deneysel çalışmalar arayışındaki yönetmenlerin ilgisini çeker. Bu yüzden, orada izleyeceğiniz hemen her oyunun size bir takım sürprizler hazırladığını bilirsiniz.

Antik Yunan tragedya şairi Sofokles’in (MÖ 496?-406?) en ünlü eserlerinden Antigone’yi Ayşe Emel Mesci’nin yorumuyla izlemeye gidiyoruz. Milattan önce 5. yüzyıldan bu yana onlarca Antigone yazıldı. Peki, 2500 yıldır dünya yazarlarının kalemini bileyen bu kız kim?

Aslında öykü, Antigone’den çok önce başlıyor.

“Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?

Kitaplar yalnız kralların adını yazar.

Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?”

Bertolt Brecht, ünlü şiirinde “okumuş bir işçi”nin ağzından böyle sorar. Cevabı da bellidir: Tarih kralların değil halkın öyküsüdür. Fakat mitolojiye sorarsanız, Antigone oyununa mekan olan Thebai (Teb) kenti, Kadmos tarafından kurulmuştur.

Kadmos’un, tanrıların tanrısı Zeus’a kayınbaba; bitki, şarap, tiyatro tanrısı Dionysos’a da büyükbaba olduğu düşünülünce, bu soyun öykülerinin Antik Yunan tragedya şairlerince bu denli önemsemesinin nedeni anlaşılır. Soyun beşinci kuşaktan evladını mitolojilerle pek alacağı vereceği olmayanlar bile tanıyacaktır: Oidipus.

Sofokles, Thebai Üçlemesi olarak anılan tragedya dizisinde Oidipus’tan Antigone’ye uzanan öyküyü ele alır. İlk oyun Kral Oidipus’ta Oidipus’un Thebai kentinin başına bela olan vebanın sebebinin, bilmeden babasını öldürmesi, annesiyle evlenmesi olduğunu öğrenince gözlerini kör etmesi anlatılır. İkinci oyun Ouidipus Kolonos’ta, Oidipus’un, kızı Antigone’nin rehberliğinde Kolonos’a varışını ve orada kutsal bir ölümle ölüşünü ele alır.

Üçüncü oyun Antigone’dir. Thebai ve Argos kentleri arasındaki savaşın iki tarafını yöneten Eteokles ve Polinikes, birbirlerini öldürür. İktidar, Oidipus’un kayınbiraderi Kreon’a kalır. Kreon, Eteokles’i töresince gömdürtürken kendi yurduna karşı düşmanlarla birleşen Polinikes’in ölüsünü açıkta bırakır. Tanrıların bile vermeyeceği kadar ağır bir cezadır bu.

Antigone bu karara karşı çıkar. Kardeşinin cesedini gömer. Yakalanır. Eylemini savunur. Dayısı Kreon’un oğlu Haimon’la nişanlı olmasına rağmen, ölmek üzere diri diri kayaların arasına kapatılır ve ölür. Haimon nişanlısını kurtaramayınca; Kreon’un karısı Euridike de, oğlu ölünce canlarına kıyarlar. Aklı başına geç gelen Kreon yıkımların en derinini yaşarken oyun sona erer.

Ayşe Emel Mesci, oyunun her aşamasında atmosfer yaratma başarısını göstermiş. Daha salona girmeden Thebai şehrinin surları dışında ölü yatan askerlerle karşılaşıyorsunuz. Salona girdiğiniz zamansa adeta Batı Anadolu’daki Priene antik kentinin Helenistik tiyatrosunun orkestrasında buluyorsunuz kendinizi. Yönetmen seyir yerinin iki tarafındaki koridorların, orkestranın ve orkestradan merdivenlerle çıkılan sahnenin olanaklarını sonuna kadar kullanmış. Oyunun başından sonuna hakim olan Can Atilla’nın müziği, antik görkemin yaratılmasına en fazla katkı sunan unsurlardan biri. Hele de, başarılı “Aşk Şarkısı”nı dinleyince, insan, keşke şarkı öğesi daha yoğun kullanılsaydı, diyor.

Yönetmenin oyun broşüründe dediği gibi “Her reji yeni bir okuma demektir.” Ancak sorunlar tam da Mesci’nin okumasında başlıyor. Sofokles’in oyununda devletin değerlerini savunan Kreon da, dinin (ya da yoruma göre, insanlığın) değerlerini savunan Antigone de, neredeyse aynı ölçüde haklıdır. Bu iki olumlu değer arasında kalma durumudur ya tragedyayı tragedya yapan. Diyebiliriz ki, Sofokles’ten sonraki Antigone yazarları ve sahneye koyucuları bu değer kefelerini bir o yana bir bu yana eğerek üretmişlerdir kendi yorumlarını.

Mesci de öyle yapıyor. Ancak bunu yaparken Kreon’u o denli karikatürleştiriyor ki (izleyenler kimi zaman kahkahalarını tutamadı) Antigone’nin haklılığına da inanmaz oluyoruz. Aynı sorun oyunun başka yerlerinde de yansımasını buluyor. Sözgelimi, kardeşi İsmene’den gömme eyleminde kendisine yardımcı olmasını isteyen Antigone, daha isteğine olumlu-olumsuz bir cevap almadan kardeşine düşmanca davranmaya, onu itip kakmaya girişiyor ve o anda, çektiği acılar yüzünden kendinde nemrutluk hakkı gören bir mazluma benzemeye başlıyor. Sahneye Nazi selamıyla giren Kreon ise azgın bir cani. İkide bir kılıcına davranıyor, Antigone’yi çark işkencesine çekiyor, oğluyla düelloya girişiyor. Asıl metinde hiç yer almayan bu olaylar inandırıcılığa da, trajik çatışmaya da zarar veriyor.

Bu yorumun tüm kabahatini yönetmene yüklemek haksızlık belki de. Pek çok oyuncu da abartılı oyunculuklarıyla buna katkı sunuyor. İstisnası var elbette. Örneğin Eylül Aktürk’ün canlandırdığı Kreon’un karısı Euridike, oyunun son kısmına kadar tek bir söz etmemesine rağmen, ölçülü fakat etkili tavırlarıyla Kreon’a muhalefetini açıklıkla sergilemeyi başarıyor.

Mesci, oyununda çok çeşitli kültür ve kaynaklardan çok çeşitli öğeleri bir arada kullanıyor. Bu yoğunluk ikinci perdede, bütünlüğe zarar verme noktasına ulaşıyor. Birinci perde son bulduğunda olay dizisinin hemen tüm önemli dönemeçlerinden geçilmiş oluyor. İkinci perdede geçen olaylar ise danslar, şarkılar, sözsüz oyunlar arasına serpiştirilmiş fragmanlar gibi kalıyor neredeyse. Birinci perdede Oidipus Kolonos’ta oyunundan parçaları başarıyla kullanarak Antigone’nin çocukluğuyla bugününü aynı anda sahneye çıkartan yönetmen (çocuk oyuncular Cem ve Can Gençler kardeşleri de alkışlamak gerek burada), bu etkili dramaturgiyi ikinci perdeye yayamıyor. Aynı zamanda dindar bir devlet adamı olan Sofokles’in 2500 yıl önce yaptığı sağduyu çağrılarını olduğu gibi sahnede seslendiren yönetmen, bizce kendi muradı olmayan bir sonuca vardırıyor oyunu: Herkes ılımlı olsa, ah ne güzel olacak dünya!

Mesci’nin oyunu bütün sorunlarına rağmen izlenesi bir Antigone yorumu. Binlerce yıl önce egemenlerin kararlarına karşı “Benim hakkım olanı benden alamaz hiç kimse” diye meydan okuyan bu yiğit kız, bugün de izleyenlerin yüreğinde bir yanı antik bir yanı çağdaş bir coşku uyandırmayı başarıyor.

Macunköy’e kadar uzanmakta yarar var.


Yıldırım, Barış. «Ankara’da Bir Antigone.» Özgür Gündem, 12 Ocak 2006

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s