Sarı Köpeğin Mağarası

Sarı Köpekler Mağarası-Afiş

Üniversitede sinema… Bir anfinin (Tam olarak Hörsaal 4) büyük projeksiyon perdesi bir sinema perdesine dönüştürülmüş. Ses düzeni pek zayıf ama film Moğolca olduğundan, diyalogdan müzikten yana da pek yoğun olmadığından sese fazla ihtiyacımız yok. Üstelik de gösterim öncesi yapılan çekilişte bir sonraki filme bedavadan bilet kazandık, daha ne olsun.

Önce uzun uzun reklamları izledik. Bir üniversite sinemasında hiç reklam beklemediğimden, bilhassa uzun geldi bana. Sevgilisiyle bira içen gencin rüzgarın yönünü hesaplayarak attığı boş bira kutusunun evin çeşitli köşelerine değdikten sonra sokaktaki çöp kutusunun tam içine düştüğü reklamdaki zeka pırıltısına, özel üniversite reklamı olup mide bulandırmıyor olsa alkış tutulabilirdi. Hele de bir önceki yazıda şeceresini döktüğüm Mensa nam yemekhanede “Hiçbir eğitim bedava değildir, ama geleceğimiz cart curt” makamından Baskın Oran usulünden çalan liberal gençlik bildirilerini okuduktan sonra bu bulantıyı bastırmak zor. Ama filmden bahsetmeyecek miydik yahu?

(Uyarı: Şimdi filmden enine boyuna bahsedeceğim. Filmleri sadece sonları için izleyen arkadaşların bile ‘spoiler’ tabir edilen aşağıdaki metni okumasında bir zarar görmüyorum. Valla, sonu hariç, hemen hiçbir şey olmuyor filmde. Yine de isterseniz buraya tıklayarak film anlatımını geçebilirsiniz.)

Öncelikle şunu söylemeliyim: Orta Asya civarından izlediğim az sayıdaki filmden vardığım aceleci genelleştirmeyi haklı çıkarak bir filmdi bu. Az olay, az diyalog, uzun uzun geniş ufuklar, tanımadığımız yaşamlar kare asını fazlasıyla yakaladı. Şehirde okuduğu ilkokuldan yaz tatili için köyüne gelen göçebe kızı Nansal’ın bir mağarada bulduğu bir köpekle olan ilişkisini anlatıyor. Babası, kötü niyetinden değil fakat köpeğin hiç bilmedikleri ‘erken çocukluğu’nda kurt eğitimi almış olup sürüye saldırma olasılığından korktuğundan, köpeği istemiyor. Biz pek çok ‘Moğol yerlisi’ manzarası gördükten, arada da Nansal’ın köpek peşinde sığındığı bir yaşlı kadının evinde ‘Sarı Köpekler Mağarası’ öyküsünü (bari bunu anlatmayayım, filme kalsın) dinledikten sonra, mutlu sona ilerliyoruz. Ailecek bütün göçü toplayıp kağnılarla bir yere giderken küçük oğlan çocuğu kayboluyor. Aslında biraz zalimane biçimde ama aslında peşlerinden gelmesin diye bir yere bağlanan köpek ipini kopartıyor ve bebeği akbabalara karşı koruyor. (Aslında öyle somut bir akbaba saldırısı yok, ama yine de varlıkları tehdit edici.) Sonunda maaile köpeği de alıp, göçebelere yaklaşan seçimlerde seçim haklarını kullanma duyurusu yapan bir cipin yanından geçip hedeflerine doğru ilerliyorlar. Dedim size, sadece köpeği aldılar, bir şey yok diye.

Ama…

Tüm bu olay kısırlığına rağmen, biz yine de filmi dikkatimizi hemen hiç yitirmeden izliyoruz. Hele ki dikkati beş dakikadan fazla bir yerde eğlenemeyen ben dâhil. Öncelikle filmin hemen hepsini teşkil eden Batchuluun ailesinin fertleri çok sempatik insanlar. Üç çocukları, ataerkil fakat anlayışlı babaları, itaatkâr ve düşünceli anneleriyle birlikte. Ayrıca (hiç de mağarada bulunmuşa benzemeyen, tüyleri pasparlak) köpek Zachor da pek tatlı. Üstelik hiç bilmediğimiz bir hayat. Steplerin ortasında peynir yapan, et tütsüleyen, kadın erkek 7-8 yaşından itibaren at süren, küçük şeylerle yetinen bir aile. Step manzaraları gerçekten çok güzel. Yani işin çoğunu ‘turistik’ kısım hallediyor.

Ama yazarların ve yönetmenin hakkını yememek gerek. Bu dar materyal deposu içinde gösterge sürekliliğini çok güzel koruyorlar. Babanın anneye şehirden getirdiği (muhtemelen ‘Hepsi 1 Milyoncu’ların Moğol versiyonundan satın alınmış) plastik kabın hediye olarak alınışındaki ölçülü memnuniyet, kabın tencerede yanıp şeklini yitirmesi ve en son, Nansal’in köpeğinden ayrılmadan o kapla köpeğini son bir kez beslemesi, örneğin; bir küçük mavi plastik kap ne çok işe yaramış. Yine –galiba çadıra elektrik üreten– küçük bir rüzgar jeneratörünün pervanesinin hızlanıp yavaşlanmaları çeşitli duygusal durumlara ve doğal olarak mevsime dair –bazen fazla doğrudan– göstergeler üretmekte başarıyla kullanılıyor. Akbabalar ve kurtlar da, göze sokmadan, tam kararında ara ara hatırlatılarak varolduğu kadarıyla kurgunun içine ustaca örülmüş. Görüntü yönetmenliğini de (ya da Moğol bozkırlarını, tam bilmiyorum) alkışlamak gerek. Ve hiçbir kötü karakterin olmadığı, hiçbir ciddi çatışmanın yaşanmadığı bir filmi, turistik merakımızın yardımıyla da olsa ilgiyle seyrettirmeyi başaran herkesi…

Piscator Sahnesi’nde oyun izleme fırsatını kaçırmışım. Sezon kapanmış. Ben de karşısındaki binada bu filmi izledim. Sayılmaz gerçi, ama yoktan iyidir… Ayrıca ben sevdim…

Sarı Köpeğin Mağarası
(The Cave of the Yellow Dog / Die Höhle des Gelben Hundes)
Alman-Moğol Yapımı (2005). Yön. Byambasuren Davaa,
Sen. Byambasuren Davaa, Michael P. Greco. 2005 En İyi Yabancı Film Oskar Adayı. 2006 Deutscher Filmpreis, En İyi Çocuk Filmi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s