Tarihi Gün…

Diyarbakır’da tarihi gün…

Tarihte böyle utanç dolu günler nadir görülür.

***

Sahnede iki sanatçı var. İkisi de aynı kentte doğdu.

Bunlardan biri bütün kariyerini ve servetini, Kürtçe türkülerin üzerine Türkçe sözler yazmak üzerine kurdu. Diyarbakır zindanını işkenceyle, Kürdistan dağlarını kan gölüyle dolduran bütün egemenlerin huzurunda, birçoğu hemen sağında bulunan diğer sanatçının şarkılarının ezgileri üzerine berbat sözler yazılmış şarkılar söyledi.

Bunlardan diğeri, bir dilinin, bir kültürünün mevcut olduğunu söylemenin bile işkence görmek anlamına geldiği bir halkın müziğini, dünya çağdaş halk müziğinin en yüksek doruklarından birine taşıdı. Tek sazla da söylese senfoni orkestraları eşliğinde de, dünyanın en özgün tenor seslerinden biri olarak ağzını her açışında başyapıtlar yarattı. Çocuklar onun müziğiyle büyüdü, gençler onun müziğiyle devrimci oldu, dağlara çıktı, hapse düştü, vuruldu. Kurşun yağmurları altında kalkan cenazelerine yine onun müziği eşlik ediyordu.

İşte bu yüzden 38 yıl boyunca ülkesinden mahrum edildi. Ama yalnızca bedeni… Belki o 38 yıl boyunca, bir tek gün geçmemiştir ki, Kürdistan’ın bir yerinde onun şarkıları duyulmamış olsun. 80 cuntası günlerinde bile söylendi. Hiçbir yerde değilse bir zindan hücresinde, mesela işkenceleri protesto etmek ve teslimiyeti direnişe çevirmek için az sonra ölmeye hazırlanan bir devrimci tarafından.

Bunlardan biri tutsak bir gerillaydı, adı Mazlum’du. Yine gerilla olan ve 80’in ilk günlerinde Dersim’de şehit düşen kardeşi Delil Doğan çok yalın, çok güçlü bir ezgi yazmıştı: Canê, canê, canê… “Dilan devrimdir,” diyordu bu gowend, “yeri ve göğü şenlendirir…”

Sahnedekilerden biri, bu şarkıyı yaylı çalgılar ve kemençe eşliğinde söylediği güçlü bir düzenlemeyle Kürt halkının en iyi bildiği müzik parçası haline getirdi. Sahnedekilerden diğeri bu güçlü ezgiyi alarak üzerine “İyi günün dostu, nerdesin haneey” gibi gevelemeler yazarak, Türk halkının da çok iyi bildiği bir şarkı yaptı. Aferin ona. Bunun banka hesabı kabarırken, bir şehit gerillanın şarkısı, onu vuran devletin bakanlarının, başbakanlarının yemek masalarına servis ediliyordu.

Bir şarkı daha var. “Megrî” ya da “Negrî dayê…” diye söylenir Kürdistan’ın hangi ilinde söylendiğine bağlı olarak. Bu şarkı sahnedeki her iki sanatçıdan da bağımsız olarak hit oldu. Bingöl’de yine darbenin ilk yıllarında vurulan, yine Dersim bölgesinden bir gerilla olan Zeki Yıldız’ın adına yazılan bu yanık ezgi “Asker geldi evlerin alt kısmına,” der, “herkesi coplarla topladılar, sonra Zeki’yi vurdular, ağlama anne…”

Annesi nasıl ağlamasın. Şimdi oğlu için yakılan ağıt, oğlunu vuran devletin tepesinin huzurunda, bir sefillik anıtı olarak, berbat bir yorumla söyleniyor.

***

“Diyarbakır’da tarihi gün” diye hiçbir işe yaramayan kanatlarını çılgınca çırpan penguenler haklıdır. Yerden bir parmak bile kalkamasalar da haklıdırlar: Siyaset tarihi, müzik tarihi, edebiyat tarihi ve tiyatro tarihi böyle sefil bir performans görmedi.

İnsanın içinin çirkinliği yüzüne vurur derler. Bunların da gayelerinin çirkinliği seslerine vuruyor. Kürt olsun Türk olsun, insanlara gözünü kırpmadan vur emrini vermiş bir muktedirin gücüne güç katma gayesiyle söylenirse, dünyanın en haklı, en güzel melodileri bile şuncacık bir güzellik uyandıramaz yürekte.

Sağındakinin türkülerini talan ederek zengin olmuş ve yakın geçmişte bedeni bir mafya hesaplaşmasında sakatlanmış olan da kötü bir ses değildir aslında. Soysuz bir müzik kulvarında, kesesini doldurmaktan başka bir amacı olmaksızın bağıra çağıra hançeresini yozlaştırmıştır ama sağlam sestir. Hadi onun ton dışı çığırışlarını hastalığına ve oldu olası saygıya pek değmeyen gayeler için söylemiş olmasına yoralım.

Ya yanındakine ne oluyor. “Megrî dayê” diye çırpınıyor ama kendisinin bile kendisine inanmadığı o kadar belli ki. Solundakinin rol çalma girişimlerinden fırsat buldukça araya özlü sözler sıkıştırıyor, Türkçe ve Kürtçe iki dilde birden saçmalıyor, sonra aşka gelip bir kaside döktürüyor.

Diyarbakir bi zindan e
Keç û xortê me di nav da ne
Işkence û qazin u hawar e, eman e
Ew çi dewr e, çi dem e, çi zeman e
Bi xêr hatin li ba me
Recep Tayyip Erdoğan’e
Mesut Berzan e…

Kürtçenin Memê Alan destanından bu yana en iyi bilinen kafiyesi olan “-an e” ile düzülmüş bu kaside ne söylüyor:

– “Diyarbakır’ın zindanı var, içinde oğullarımız kızlarımız var. (Doğru…)

– “İşkence var, çığlık var. (Bu da doğru, fakat?)

– “Bu nasıl bir zamandır, yerdir? (Haklısın ama sözü nereye getirmek istiyorsun?)

– “Hoş geldiniz yanıbaşımıza Recep Tayyip Erdoğan, Mesut Barzanî!

Yemin kasem olsun ki Akit Gazetesi bile haklıdır: Diyarbakır tarihi bir gün yaşıyor…

***

fehriye_yildirim

“Çocuğumun katili sizsiniz. Oğlumun katilini ortaya çıkarın. Erdoğan nerede onu getirin bana. Hiç birinizin vicdanı yok!”

O sırada Amed’in caddelerinde yalnız bir kadın yürüyor. Tam iktidardakilerin itikadı uyarınca giyinmiş bir kadın. Uzun mantosunun üstünde bir örtü var. Başbakan ve karısının omzuna iliştirilmiş poşilerin rengine benziyor, ama poşi değil, dindarca bir özenle bağlanmış bir başörtüsü bu. Sırtında ise kendi boyundan büyük bir muşamba.

Ağzını açmış, sanki nefes almak istiyor, ama alamıyor. Yanından arabalar geçip gidiyorlar. Sırtındaki muşamba afişte bir delikanlının fotoğrafı var. Bu delikanlı Medeni Yıldırım. Türkiye’nin 80 ili Gezi için ayaktayken, o da Lice’de “barış için” yürüyordu. 28 Haziran günü askerler onu kurşuna dizdiler. Herkes “Gezi ne yapacak?” diye sordu. “Gezi” diye bir şey yoktu ki, halk diye bir şey vardı ve halk halkın acısını duyardı. O gece Kadıköy’den Taksim’e bütün sokaklar biber gazı dumanlarının içinde Medeni’nin resmi ve ismiyle yürüdü.

Şimdi annesi Amed sokaklarında ağzını açmış. Hayır, nefes almak için değil. Şu iki şarkıcımızın huzurunda çırpındığı başbakana şu sözleri haykırmak için.

“Çocuğumun katili sizsiniz. Oğlumun katilini ortaya çıkarın. Erdoğan nerede onu getirin bana. Vicdanın yok senin, dinin yok senin. Milleti kandırma. Hiç birinizin vicdanı yok. Benim oğluma Gezi Parkı’nda kahraman diyorlar. Oğlumun katilini bulun. 5 ay oldu savcılar polis nerede. Niye benim oğlumun katilini bulmuyorsun. Ben Barzaniyi tanımam. Barzani kim, sen onu alıp buraya getiriyorsun, siyaset yapıyorsun önce benim oğlumun katilini ortaya çıkar.”

Bu sözleri el yazımızla bir kağıda yazıp her an göreceğimiz bir yere asmalıyız. Çünkü utanmak insani bir duygudur. Diyarbakır’ın yaşadığı tarihi günün en onurlu anını bir kadın, tek başına yazmakta. O kent ki düşenleri için bir milyon ayakla yürümeyi bilir, ama bu güzel ve haklı kadını yalnız bırakıyor. Biz ki milyonlarca ayakla bu ülkeyi bir devrim festivaline çevirdik. Biz o kadını yalnız bırakıyoruz.

***

Şivan Perwer, 1993’ten bu yana gelen çizginin mantıksal sonucudur. Belki o çizginin henüz varmadığı, varmayacağını umduğumuz, ama varmak üzere adım üstüne adım attığı bir noktaya biraz aceleden varmıştır.

Çünkü isyanla faşizm arasında onurlu barış diye bir şey yoktur. Olursa da Şivan’la İbo arasındakine benzer: Geçmişin sanki hiç yokmuş gibi davranıldığı bir bastırma hali. Kuraldır: bütün bastırılanlar geri döner.

Sanki İbrahim Tatlıses, Şivan’ın parçalarını talan etmemiş; sanki Kürt halkının bütün cellatlarının sofrasında şarkı söylememiş; sanki Kürt kültürünün asimilasyonunun müzikal alandaki baş suçlularından değilmiş gibi onunla aynı sahneye, düete çıkmak (bu arada Şivan sahnede Erdoğan’ın sözlerini hatırlatıyor: “Asimilasyon insanlık suçudur!”).

Sanki bu devlet Amed’den Botan’a bütün bir coğrafyayı ateşle yıkamamış; sanki bu devlet zindanlara on bin Kürdü doldurmamış; sanki bu devlet Roboskî’yi bombalamamış, Lice’yi kurşunlamamış; sanki bu devlet, bir tek katili bile yargılanmamışken ve görevdeyken, sihirli değneğin dokunmasıyla başka bir devlete dönüşmüş gibi gibi onunla aynı masaya, pazarlığa oturmak.

Şivan’ın laflarıyla onura, samimiyetsiz yorumuyla müziğe, sefil doğaçlamalarıyla şiire bulaştırdığı utanç lekesi, tam 20 yıldır “barış dili” saçmalığı adı altında Kürt halkının cellatlarıyla onursuz bir barışa sürüklenmesini siyaset diye selamlayan herkesin de alnındadır.

Çünkü serhildan jîyan’dır yalnızca serhildan.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s