Bazı fraksiyon.org editörlerinin mini-18-Brumaire’i

Fraksiyon.Org’un sol yayımcılığa bir kolektifi darbeyle gasp etme ve bir yazıyı sansür etme lekesini bulaştıran süreç hakkında. 

sansurUyarıyorum: Bu yazı, başka bir yazının başka bir sitede yayımlanma ve sansürlenmesinin sıkıcı ve tatsız öyküsüdür. Birinci elden yalnızca son derece küçük bir grubu ilgilendirmektedir. Bu da onu ayrıca sıkıcı yapar.

Rica ediyorum: Konunun sizi gerçekten ilgilendirdiğini düşünmüyor, bir fikir edinmeyi gerekli bulmuyorsunuz bu tatsız olaya dair aşağıdaki ayrıntıları hiç okumayın.

Not düşüyorum: Fraksiyon.org’a el koyan grup, Zorunlu Açıklama: “Sansür, Darbe, İlke” başlıklı yazıyı yayımladığında şu an okuduğunuz yazı yayıma girmek üzereydi. Orada, aynı grubun ilk yazısı Önemli Açıklama’sındakine ilave birkaç yeni çarpıtma ve yalan olmakla birlikte bu yazı mevcut haliyle bunların maskesini zaten düşürmüş olduğu için şimdilik genişletilmedi.


Barış YıldırımYazılama Blog, 23 Temmuz 2014 

 

Fraksiyon.org’da (FR) yayımladığım “Seks işçileri” kimlerdir ve bazı solcular köleliği neden savunur? yazısı (normalde şu adreste olmalıydı, bu link bir utanç işareti olarak burada dursun) bir iki saat kaldıktan sonra bazı editörlerin kendi aralarındaki gizli toplantılarda, benim site admin haklarıma el koymalarının ardından, önceden haber verme zahmetine bile katlanmaksızın yayından kaldırıldı. Fraksiyon’un istatistiki verilerine göre bu kısacık sürede, mecradaki ortalamanın çok üstünde bir sayı ve hızla, 5000 kadar kişi tarafından tıklanmış ve defalarca paylaşılmıştı. Bu yüzden yazıyı buharlaştırmak kolay olmadı. [Bu adresteki okunuşuyla birlikte bu yazı, en az Sosyalistlerin HDP’de Ne İşi Var? kadar yaygın okundu; bu elbette yazının muazzam niteliklerinden değil aslında birçok kişiyi rahatsız eden kabulleri ve kavramsal istismarları ortaya koymasından kaynaklanıyor.]

Frakisyon’da ne iş yapıyorum?

Bu noktada kendimle ilgili bazı -normalde- gereksiz açıklamalar yapmam ve bolca “ben” diliyle konuşmam gerekiyor. Bunların hiçbirini böbürlenmek için söylemediğim umarım anlaşılır, zaten ortada övünülecek bir şey yok; bir kolektifin her üyesinin yapması gerekeni yaptım: elimden geleni ardıma koymadım. Yine de benim sansür ve darbe olarak adlandırdığım olayı tartışırken benim Fraksiyon’a ara sıra (hatta dışarıdan) yazı gönderen herhangi bir yazar olduğumu iddia ve ima edenler olduğu için bu notları düşmeliyim. FR’deki konumumu bilmeyenler için aşağıdaki paragrafları yazıyorum; bilenler bir sonraki başlığa atlayabilir; bilip de bilmezlikten gelenler içinse diyeceğim -gerçekten- bir şey yok.

Haber Fabrikası’nın erken dönemlerinden Fraksiyon.Org’un yakın dönemlerine dek (tam olarak 17 Ocak 2011-21 Temmuz 2014 arası) çoğu yalnızca bu mecra için yazılmış 76 yazıyla sitenin en çok yazı üreten yazarıyım. [1. Benden sonra da 72 yazıyla mecranın kurucusu Evren Barış Yavuz geliyor (tüm yazıları için adına tıklayın).] (Bu üç buçuk yıl içinde yayımlanmış bütün yazılarıma burada Fraksiyon kategorisine tıklanarak erişilebilir.) Bundan çok daha fazla sayıda yazıyı yayıma hazırladım. Sanırım 10’dan fazla yazar (galiba şu an darbe ayıbına ortak olanlar da var) Fraksiyon’a bir şekliyle benim aracılığımla, teşvikimle ve editörlüğümle dahil oldu.

Sitenin yalnızca yazıları için değil yazılımı için de aktif çalışan kolektif üyelerindenim (ya da benim kolektif olduğu sanısına kapıldığım klikvari eş dost çevresi). Çocukluktan beridir en çok sevdiğim işlerden biri olan kod yazma deneyimimi (artık kod yazmaktan çok mevcut kodlar ve modüller manipüle ediliyor) sitenin stil sayfasından sağ sütundaki eklentilerine kadar birçok yere katkı sunmak için kullandım. Fraksiyon.Org’a tıkladığınız zaman size mümkün olduğunca akıcı ve anlamlı bir okuma deneyimi sağlamayı hedefleyen özelliklerin önemli bir kısmını önerdim, uyguladım, kodladım, -bazen site kurucusunun başının etini yiyerek- tutarlı bir biçimde uygulanması için elimden geleni yaptım.

Elbette görsellerin bulunması, sosyal ağlar üzerinden yazıların paylaşılması, site kimliğiyle sosyal medya aktivizminin yapılması gibi çok emek isteyen ve önemli görevleri yapan başka arkadaşlarım da var. “Herkesten yeteneğine göre” ilkesine uygun olarak yaptıklarımın lafını burada etmeye gönül indiriyorsam; Fraksiyon diye bildiğiniz arayüzün önemli bir kısmını hazırlayan, yazıların epey bir kısmını yazan, toplayan ve yayımlayan bir kolektif üyesi olarak gün aşırı yazı, bazen günde birkaç yazı yayımlayan kişinin bu mecranın yazı yayımlama usul, süreç ve “format”ını (her neyse bu) bilmediği ya da çiğnediği, belirgin bir utanma emaresi göstermeksizin telaffuz edilebiliyor da o yüzden.

Fraksiyon, yazılarını nasıl yayımlar?

Kolektifler ve yatay yapılarda bulunmuşlar iyi bilir. Eğer bu kolektiflerin işleyişi net ve mümkün olduğunca yazılı biçimde saptanmamışsa, ilk krizde TC ordusundan daha hiyerarşik ve ilkesiz tutumlar silsilesine maruz kalırsınız. “Arkadaşız”, “aramızda fark yok”, “hepimiz aynıyız”, “ya ne gerek var”lar hızla “burası bizim [bu biz basitçe sana karşı olanlar demektir]”, “biz böyle [yöntem söylenmez, çoğunlukla gizli toplantılardır] karar aldık”, “biz hep böyle yapıyorduk”, “böyle olacak işte”lere dönüşür.

Fraksiyon’dan kalanlar şu günlerde sıkça kendi yazı yayımlama usullerinin ihlal edildiğinden, “yayın ilkeleri”nden bahsediyorsa da böylesi bir usul ve ilke (en azından yazılı ve kesin biçimde) bulunmamaktadır. Var olduğunu söyleyenler yalan söylüyor, söylemiyorlarsa göstermelerini isteyin.

Ama elbette bazı temayüller, aslında temayül yanlış olur, bazı az çok birbirine benzeyen işleyiş örnekleri mevcuttu. Belirsiz ve kafamıza göre değiştirilen “temayüller” yerine bir usulün, ilkenin saptanması için defalarca ısrar ettim. Ama “hallederiz”, “biz arkadaşız”, “iyi gidiyor işte” gibi gerekçelerle atlandı. Avrupa Sosyal Forumu gibi yataycıların idolü olan yerlerde bulunduğum için bunların güvenilmez temeller olduğunu çok iyi biliyordum. O yüzden de defalarca kendi bildiğim ve uyguladığım usulü ifade ederek teyit ettirdim. Şu an sanki o zaman hiç yokmuş gibi davrananlar da “Ya evet öyle” falan gibi sözlerle benim tarif ettiğim usulü teyit ediyor, ama pek de ayrıntıya girmiyorlardı. Zira HDP tartışmalarından sonra sitenin ziyaretçileri %75 oranında artmıştı, suyu bulandırmaya gerek yoktu.

Fraksiyon’da yazı yayımlama “usul”ü şu civardaydı:

  • Yazılar kapalı bir Facebook Koordinasyon grubuna dosya olarak yüklenebilir (mail grubu çalışmadığı için bu koordinasyonu birkaç ay önce kurdum).
  • Yahut yüklenmeyip doğrudan WordPress admin arayüzüne “taslak” formuyla atılabilir, çünkü Fraksiyon’un daimi yazarlarının (bunlar çoğu aynı zamanda editörler) bu arayüze erişim şifreleri vardır.
  • Fraksiyon’un Forum kategorisindeki yazılar (Yazılama kategorisindeki yazılardan farklı olarak) yine çerçevesi belirsiz bir onay mekanizmasına tabidir (bu ayrım önemli çünkü kalan ekip sanki yazar yazılarına da forum yazılarına da aynı davranılıyormuş gibi bir yanılgı yaratmaya çalışıyor). Herkes az çok (kolektif online ortamlarda çalışanların tahmin edebileceği gibi, daha ziyade “az”) görüş belirtir, hasbelkader çevrimiçi olanlardan belirgin bir itiraz yoksa (evet çok belirsiz ve öznel bir kıstas), ve elbette yazının eli yüzü az çok düzgünse yayımlanmaya karar verilir.
  • http://fraksiyon.org/yazarlar/ adresinde bulunmasının da imlediği üzere, Yazılama kategorisi mecranın daimi yazarlarının köşeleridir. Fabrika döneminde bu köşelerin birer resmimizin de bulunduğu ikonları vardı (benim köşemin adı “yazılama”ydı), sağ tarafta dururdu. Bu yazılar da ilk iki maddedeki gibi sürece sokulurlar. Ama üçüncü maddedekinden farklı olarak bir onay mekanizmasına tabi değildirler. İstişare edilebilir, eleştiriler alınır, düzeltmeler yapılır (ya da yapılmaz), ama orası yazarın köşesidir: “Onun köşesi, onun kararı.”
  • Ardından henüz edisyonu yapılmamışsa, bir editör o işi yapar. Bu edisyonun nasıl yapılacağına dair benim hazırladığım ‘Bir Fraksiyon.Org editörü ne yapmalı?’ başlıklı bir tür “kontrol listesi” vardır. (Başka web yayımcılarına da katkısı olabilir diye siteye eklediğim yazıya linkten erişebilirsiniz. Dikkat: teknik kısım sadece WordPress CMS kullanan siteler için geçerlidir, ama diğerleri de az çok benzer.)
  • Ana sayfada ve yazının sağ üstünde görülecek bir görsel bulunur (FR özellikle bu özelliğiyle övgüler alıyor). Bu işlerde ben biraz beceriksizim o yüzden birçok yazıyı yayına hazırlasam da “Yayınla” düğmesine basma işi iyi görsel bulan arkadaşlara kalır. Ama işin acele olduğu durumda insanlar benim de daha az estetik görsellerime maruz kalmıştır. Özür dilerim.

Fraksiyon yazıları onaya / oydaşmaya tabi midir?

Evet ve hayır.

Yazılama (Yazarlar) kategorisi dışındaki yazıları (çoğunlukla Forum) tartışırız, o sırada çevrimiçi olan editörlerin eğilimi galebe çalar. Anlaşılması açısından “köşe yazısı” kavramını kullanacağım Yazılama yazılarını da tartıştığımız olur, ama bunlar daha çok öneri getirme biçimindedir. Bu zamana kadar editörlere ait bir tek köşe yazısının yayımlanmaması teklif dahi edilmemiştir.

Zaten edilemez de. Burjuva basının gerisinde bir köşe anlayışına düşecek değildik. Bizim rezil burjuva basınımızda bile birçok yazar köşelerine sansür getirildiği için istifa ediyor. Köşem üzerinde adı onay olsun, oydaşma/konsensüs olsun herhangi bir ön-sansür mekanizması olsa, FR’de bir tek yazı bile yazmazdım. Bunu da defalarca belirttim.

Ama bu sadece benim varsayımım değildi. Frakisyon kurucusu arkadaşımıza ikimiz de Ankara’dayken gerçekleşen bir telefon konuşmasında bunu açık olarak sordum: “Bizim köşelerimiz, yani yazar/editörlerin yazıları hakkında bir onay mekanizması yok değil mi” Arkadaşın cevabı: “Yok. Yalnızca görsel politikamız var, o yüzden yazıları mümkün olduğunca görseli seçip yayımlaması için belirlenen arkadaşlar koyuyor.” Arkadaş bu konuşmayı reddedecek (“hatırlamayacak”) biri değildir, ama arkadaşlarımız hakkında yanılıyoruz bazen. Bu noktada da yanılırsam bir şey yapamam, telefonumuzu dinleyen polislerden “yardım” isteyecek halim yok ya.

Ancak bu kadar da değil. Fraksiyon’un Koordinasyon grubunda defalarca “Bizim [köşe yazarı olan editörlerin] yazılarımız onaya tabi değil, yanlış biliyorsam düzeltin” diye yazdım. Aylar boyunca bir kez bile itiraz gelmedi. Sansürü uygulayan arkadaşlar koordinasyon grubundan apar topar çıkarken, ellerinden geldiği kadarıyla bütün tartışmaları sildikleri için doğrudan alıntı yapamıyorum [1. Yeterince darbeci bir kafam olmadığı için tartışma çıktığında gruptaki yazıların silinmesini engelleyecek önlemi alamadım. Ancak yangından, sadece 26 Mayıs’tan sonraki tartışmaları kaçırabilmişler. Ben, yine de son tartışmaların bir kısmını salt metin formatında koruyabildim (Fraksiyon’a katkı sunmakta olan herkesin bunları görmeye hakkı var, bana yazıp isteyebilirler. Bunlar kapalı yazışmalar ama özel yazışmalar değil. Fraksiyon bir kolektiftir ve ona katkı sunarak onun parçası olmuş herkesin bu kolektifin karar alma sürecine tanık olma hakları vardır. Zaten daha önce FR’ye yazı gönderen hemen herkesin yer aldığı bir mail grubu üzerinden böyle işliyordu. Yani sanki orada gizli işler, özel meseleler dönüyordu gibi imalara kulak asmayın. Daha sonra bir kararla bir iç çember belirlendi. (Özeleştirimdir: Bu “iç grubun” belirlenme süreci de belirsiz ve ilkesizdir; orada yer alanların bazısı hakkında “yıllardır tek yazı yazmış ve pek de bir şey yapmamış bir kişi niye başka yazılar üzerinde tasarruf hakkına sahip?  hangi emekle? bu isimler nasıl belirlendi?” gibi soruları yeterince güçlü sormamış olmaktan üzgünüm.) Fakat bu çember bir politbüro değil işleri koordine eden kişilerdi. Zaten grubun adı Fraksiyon Koordinasyon, benim belirlediğim esprili sloganı: “Editörler bugüne kadar yalnızca yazıları yayına koymakla yetindiler, önemli olan onları edit etmektir – Vladimir Marx”tır. Yine de normal koşullarda bu tartışmaların paylaşılmasına gerek duymayabilirdim, ama darbe ve sansür gibi ahlakdışı bir yönteme başvurulup üstüne de karar alma sürecimiz üzerine yalanlar yayılınca olan biteni kanıtlayabilmek için buna mecbur kaldım. Evi terk ederken bu “evrak”ları yakmaları, aslında dertlerinin mahremiyet değil suç gizlemek olduğunu gösteriyor. ] ama beni tasfiye eden grupla davranan bir arkadaşa örneğin şunu yazmışım: “Sürekli yazarlarımızın yazılarını bir ön onaya tabi tutmuyoruz, biliyorsun. Tartışma da belli bir zamana ihtiyaç duyuyor ve hep o zaman [tartışacak zamanımız] olmayabiliyor.” Tahmin edilebileceği üzere buna da hiçbir itiraz gelmedi.

Aslında FR’nin başına gelen şu: Bazıları Fraksiyon’u örgüt yayını sanıyor, Fraksiyon’un bazı editörleri de buna inanmaya başladı. O yüzden de sanki yazılara onay veren bir politbüro varmış izlenimi yaratıyorlar.

Onay sisteminin mevcudiyetine ilişkin tek bir örnek veremeyen Fraksiyon’a el koyan editör kliği, bu kez “Ama tartışıyorduk” kartına oynuyor. Tartışmaların olduğu post’u, dediğim gibi, sildiler ama olayın özeti şu: Konu tartışıldı, ben ikna olmadım, basit bir ilkeyi uyguladım: Benim köşem, benim kararım.

Buna uygun olarak yazı yayımlama sürecini başlattım, görsel bulma ve yazıyı yayıma koymaktan sorumlu arkadaşlardan yayımlamalarını rica ettim. Dikkat: İkisi de sansür ayıbına ortak olan bu editörler de “Yayımlamayız, çünkü tartışma sürüyor” demediler. “Bilgisayar başında değiliz” dediler. Bu sırada anlık mesajlaşmayla görsel editörlerinden birine “yanlış bilmiyorum değil mi bizim yazarlarımızın yazıları için bir onay mekanizmamız yok, yanlış biliyor olamam zira bunu on kere söyledim itiraz eden kimse olmadı” dedim, cevabı: “aslında genel olarak politikaları net belirlemediğimiz için böyle şeyler oluyor. Ben ancak yarına bakabileceğim tartışmalara yazılara vs” oldu (şimdi o arkadaşın Fraksiyon’un yazı yayımlama politikalarından falan bahseden yüzü kızarıyor mu bilmiyorum).

Bunun üzerine önce anlık mesajlaşma sonra mail üzerinden görsel önerileri gönderdim, birini beğenmedi: “ben böyle görselleri çok sevmiyorum ama görsel bakabilme imkanım da yok şu an. Sen karar ver abi. Ben çıkıyorum şimdi,” dedi. Ben karar verdim ve yayımladım.

Bunda sıra dışı hiçbir şey yoktu, çünkü aynı şekilde daha önce gerek benim gerek başkalarının onlarca yazısını yayımlamıştım. Sansürün başını çeken editörlerden biri daha önce şöyle yazmıştı: “editör dediğimiz şey, gerektiğinde sorumluluk alabilen, kolektif adına içerik giren, kalem oynatan … biri veya birileridir” (tüm bunlar benim mail kutumda olduğu için silip kaçıramadılar, doğrudan ekran görüntüsü yayımlayabilirim, ama şimdilik gerek görmüyorum).

Yani Fraksiyon’a el koyan grubun Önemli Açıklama’sındaki “yazı editörler arasında tartışma sürerken ve aksi itirazlara rağmen yazarın kişisel inisiyatifle yayına taşınmış[tır]”, “bahsi geçen yayın ilkeleri ile çelişen biçimde yayımlan[mıştır]” ifadesi YALANdır. Çünkü

  • Tartışmanın oyalamacı bir amacı olduğunu anladıktan sonra (ileride bu oyalamacılığın nasıl tehlikeli hale gelebildiğinin bir örneğini vereceğim) editör yetkilerimi kullanarak daha önce defalarca yaptığım ve hiç kimsenin bir kez bile itiraz etmediği, tersine teşekkür ettiği inisiyatifle yazıyı yayıma soktum.
  • Bu “kişisel inisiyatif” değil, sansür uygulayıcılarından birinin yukarıda alıntıladığım sözleriyle “kolektif adına içerik girme” eylemidir.
  • Yayın ilkeleri” diye bir şey yoktur, o an uygun gördükleri şeyin ilke olduğunu iddia etmek vardır. Böyle ad hoc “ilke”lere teslim olmanın kendisi ise ilkesizliktir.

Aynı açıklamada “editörlerimizden gelen gelen [sic] düzeltme talepleri dikkate alınmadığı için ortak kararla yayından alınmıştır” ifadesi de YALANdır. Çünkü,

  • Bu karar ortak değildir, o sırada tartışmayı 14 editörden yalnızca 5-6’sı sürdürüyordu (yazışmaları sildikleri için kesin rakamı veremiyorum)
  • Bu karar meşru değildir, ya gizli bir toplantıyla alınmıştır, çünkü Fraksiyon’un karar alma yeri olan Koordinasyon’da bu karar yoktur; ya da darbe uygulayıcısı admin kendisi karar almış, diğerleri ortak karar gibi davranmıştır. Ben yazının yayımdan çekildiğini bir cümle düşüklüğünü düzeltmek için admin panele girmeye çalışırken fark ettim.
  • Düzeltme talebi falan yoktur, yalnızca “Yazı ‘kadına karşı şiddet’ gibi feminizmin bir kazanımına karşı çıkıyor” cinsinden ideolojik gerekçelerle yazının yayımlanmaması talebi vardır. Elbette kabul görmemiştir.

Tekrarlıyorum, Fraksiyon(’dan kalan unsurlar) YALAN söyleyerek okurlarını yanıltıyor. Aksini iddia ediyorlarsa kanıt sunsunlar (umuyorum yangından mal kaçırmadan önce yazılanların ekran görüntüsünü almışlardır).

Yazının tartışması sürüyordu, o yüzden yayımlanmamalıydı” diye ilke uyduran grup, yayındaki yazının kaldırılması tartışması sürerken, değil karar belirlemek, haber bile vermeksizin, klasik bir “Burası benim mülküm” tavrıyla editör admin yetkilerime tecavüz etmiş ve önceden haber vermeksizin yazıyı kaldırmıştır. Ne oldu o “tartışma sürüyor” duyarlılığı?

Ortak kararla kaldırıldı” ifadesinin yalan olduğu şuradan da anlaşılabilir: sansürün ve darbenin baş uygulayıcısı arkadaş, benim tepkim üzerine “Hiç mi hatırım yok? Yarına kadar durulalım, yarın tartışırız, ondan sonra bakarız,” demiştir. Bakmayın her şeyi kurala ve etiğe uygunmuş gibi gösterdiklerine. Olan bireysel bir dayatma ve bu sansür kararına ortak olarak alınlarını lekeli kılan editörler grubunun sonradan buna mantık uydurma çabasıdır. Madem ortak kararla kaldırdınız, neden “yarına kadar durulalım, yarın tartışalım” dediniz? Neyi tartışacaktınız?

Yine de bu yazdıklarımı okuyan bir dost, “Tamam yayın ilkeleriniz belirsiz, senin de yazını yayımlama hakkın var, ama acelen neydi, niye beklemedin?” diye sorabilir. Buna yanıt vermek için eski bir defteri açmak zorundayım.

Oyalama taktiği, saldırı altındaki Okmeydanı halkından yana tavrı nasıl geciktirdi?

Berkin’imizi gömdükten sonra, Burak Can Karamanoğlu elinde silahıyla Okmeydanı’na saldırmış, devrimciler tarafından cezalandırılmıştı. Ancak henüz bir açıklama yoktu, faşist basın ve ona inanmaya teşne cenah, “Geziciler silahsız çocukcağızı katlettiler” diye provokasyon yapıyordu. Polis ve Kasımpaşalı faşistler silahlarla, gazlarla mahalleye saldırıyordu.

Fakat bazılarımız mahalle halkının arkasında gönül rahatlığıyla duramıyordu. Çünkü devrimcilerin masum birini öldürmüş olabileceğinden korkuyorlardı. “Penguen medyasına inanmayız” tavrı hiç de ifade edildiği kadar sağlam değildir.

Günün eylemlerinden sonra, gece provokasyon sürerken hızla Okmeydanı Emri Berkin’den Alır yazısını yazdım, koordinasyon grubuna yükledim, uygun bir görselle en kısa zamanda yayımlanmasını rica ettim. Çünkü mahalle saldırı altındaydı, kafalar karışıktı, elden geldiğince devrimcilere güven yayılması gerekiyordu. [1. Yanlış anlaşılmasın, ben yazmış olayım olmayayım, hiçbir yazıya büyük ve pratik siyasi etkiler vehmetmiyorum. Bu konuyu ‘Dünyayı değiştirmek için yazmak’ başlıklı ayrı bir yazıda ele alacağım. Ama yine de doğru tavrı doğru zamanda almak ve sanki bu tavır, arzu edilen etkiyi doğuracakmış gibi davranmak devrimci siyasete yazılarla katkı sunmanın olası tek ontolojik dayanağıdır.]

Bu sırada tuhaf bir şey oldu. Bu son olayda da önce ön-sansürün (“yazı yayımlanmasın”) sonra sansürün (“geri çekilsin”) başını çeken editör “Yazıyı koymayalım, çünkü son dönemde senin çok yazını yayımladık” dedi. İddiasına göre ana sayfada benim beş yazım arka arkayaydı.

Bir sefer, söylediğinin yanlış olduğunu görmesi için ana sayfaya bir kez bakması yeterdi. Yalnızca iki yazım arka arkaya yayımlanmıştı, bu üçüncü olacaktı. İkincisi, bu saçmalık neyin nesiydi allah aşkına? Diyelim ki on yazı arka arkayaydı, kimin ne yazdığının ne önemi vardı. Okmeydanı gaz içindeydi yahu!

Buna rağmen birkaç saat boyunca sabırla tartıştım. Tartışmanın kendisi absürttü. Çünkü aritmetik bir yanlış vardı ortada, itiraz edildiği gibi arka arkaya beş yazım yoktu. Yine de tartıştım. Yazı nihayet, gece 1.30 gibi, yani site trafiğinin minimuma indiği bir zamanda yayımlanmasına rağmen sabahın ilk saatlerine kadar 4 bin civarında kişi tarafından okundu. Şu anda da 6 bin civarı tık’la sitenin en çok okunmuş 10 yazısından biridir. Enternasyonal dayanışmaların talebi üzerine önce İngilizceye sonra İspanyolcaya çevrildi. Yazının benim yazımın olması burada önemli değil elbette (tartışmalar sırasında “gerekirse imzasız yayımlayalım” dediğimi hatırlıyorum), ama açık ki bir ihtiyaca cevap veriyordu. Bu cevabı mümkün olduğunca hızlı vermesi gerekirken tartışan arkadaşımıza saygı gösterelim diye bekletildi.

Böyle akıl almaz bir gerekçeyle Okmeydanı halkına dayanışmamızı ancak birkaç saat gecikmeyle sunmamıza neden olan kişi, özeleştirisini birkaç kez verdi. “Yanlış görmüşüm, zaten önemli de değilmiş kimin kaç yazı yazdığı,” dedi. Fakat bu seks işçileri yazısında aynı oyalamacı tavrı bir kez daha sergilemesi bu özeleştiriye yönelik güvenimizin naif olduğunu gösteriyor. Evet, bu kez karşı çıkışı daha “ideolojik”ti (feminizm), ama eninde sonunda bir yazarın kendi köşesindeki özerkliğine bir kez daha müdahale etmeye, bir kez daha sansür koymaya kalkıyordu.

Benim köşem, benim kararım

İşte bu yüzden, devrimcilere “faşist, kadın düşmanı” demeye kadar giden rezil bir kampanyaya karşı Okmeydanı kadar acil olmasa da hızlı bir tavır belirlemek gerekiyordu. Fraksiyon editörlerinin bir kısmı “Bu konuya hiç dahil olmayalım, Cephe’yi eleştiren de savunan da bir şey yayımlamayalım” dediler. Ben -ve beni sansürleyen klikten biri- buna karşıydık. HDP olayında olduğu gibi burada da önemli bir tartışma başlatmamızda hiçbir mahzur yok diye düşünüyordum. Yine de benim yazımın çerçevesi zaten bir örgütün bir eylemi değildi ki. Sol entelijensiyamız bir mevzuda mevzunun içeriğine göre değil tuttuğu takıma göre tavır belirlemeye meyyaldir. Ama yazıda bir siyasi hareketin ismi tek bir kez geçiyor ve yazı, o hareketin karşı çıkabileceği görüşleri de içeriyordu. Kaldı ki köşeme ne yazacağımı kimseye sormak zorunda değildim.

Aslında bu yazıyı önce kendi blogum için (yani şu anda yayımlandığı yer için) hazırlamaya başlamıştım. Ama ben yazıyı hazırlarken tartışmalar alevlendi ve dışarıdan bir yazar mecramız için benim düşünceme taban tabana zıt bir yazı ulaştırdı (arada kaynayınca başka bir yerde yayımlanan Devrimci ahlakın seks işçileriyle sınanması ya da Sarıgazi olayının düşündürdükleri başlıklı imzasız yazı bize bir imzayla gelmişti). “Bu konuya hiç girmeyelim” dendi, ben ve bazı başka editör arkadaşlar, “Neden girmeyelim ki, daha önce girdik?” dedik. Tüm bu tartışmalar bende konunun daha geniş bir ilgiye hitap ettiği kanaatini uyandırdı, bu yüzden yazıyı kişisel sitemde değil FR’de yayımlamaya karar verdim.

Ben devrimci düşünce özgürlüğü ilkesini ve Maocu “yüz çiçek” sloganını önemsiyorum. O yüzden biçimsel bir zayıflık, nefret dili yahut devrimci değerlere yönelik hakaret vs. olmadığı sürece hemen her yazının yayımlanmasından yanayım. Bu anlamıyla daha “bırakınız yazsınlar”cı bir editör olduğum söylenebilir. Tüm bu süre boyunca yazıya hazırladığım yazılar arasında düşünceme zıt olanlar düşünceme uygun olanlardan çok daha fazladır (örn. HDP tartışmasındakiler).

Ben, doğrudan Cephe’yi eleştirmeye yönelmiş bu yazının da yayımlanmasından yana karar belirttim. Kendi yazımla aynı anda bu yazıyı da edisyona tabi tutarak yayıma hazır hale getirdim. Ama yalnızca kendi yazım üzerinde nihai karar hakkım olduğu için bu ikinci yazının yayımlanmasını diğer arkadaşlara bıraktım. Benim yazım hakkındaki tartışmalar alevlenince o yazı tümden gündemden düştü.

“Seks işçileri” kimlerdir ve bazı solcular köleliği neden savunur? yazısı ise bir iki saat yayımda kaldıktan sonra apar topar, herhangi bir karar alma mekanizması işletilmeden (yahut hizip telaşıyla gizli işletilerek) kaldırıldı.

Neden sansür, neden darbe?

Bu olayın sansür ve darbe olduğunu söyledim.

Sansürdür, çünkü bir köşe yazarının köşe bağımsızlığına ipotek konmaya çalışılmıştır. Bu yazar editör de olduğu için ipoteği kabul etmeyince de, daha tartışmalar sürerken, binlerce kişi tarafından okunmuş bir yazı yayından kaldırılmıştır.

Darbedir, çünkü kolektif (yani katkı sunan herkese ait) olduğu iddia edilen bir mecrada, hiçbir şeffaf karar alma mekanizması işletilmeksizin bir kolektif üyesinin admin hakları gasp edilmiştir. Bu rezaletin uygulayıcısı tek kişidir, ama bazı başka editörler de darbe suçuna sonradan ortak oldu.

Bu çağda sansür çok uzun sürdürülemez. (Aslında hangi çağda sürdürülebilirdi ki? Hiçbir mecra yoksa davul çalar düşüncelerini yayarsın. En fazla öldürürler, bu durumda da ölüm, senin sözünü senden güçlü bağırır.) Yazı kaldırılır kaldırılmaz,  yazıyı hem sevmiş hem sevmemiş olanlar bana “Nerede bu yazı?” diye sormaya başladılar. Fraksiyon’da kalan klik, yalnızca yazarını değil onu okumuş 5000 okuru da bilgilendirmeye gerek görmedi, sırf yazarına değil okurlarına da ayıp etti.

Ben mail’le gelen bir uyarı üzerine bir cümle düşüklüğünü düzeltmek üzere admin panel’e girmeye kalkınca, yazıları görme dışında bütün haklarımın kaldırıldığını gördüm. Hemen siteye girdim, yazı sansürlenmişti. Bunu kimin ne hakla yaptığını sordum? Cevaplar gecikiyordu; belki bir yerlerde gizli toplantılar yapıldığından, belki yaptıkları hatanın fahişliğini anlayamadıklarından. Bu sırada yazıyı Yazılama.Net’te yayımladım. Henüz bir cevap alamadığım için de sosyal ağlar üzerinden okurları “Arkadaşlar, Fraksiyon’daki bir sorun yüzünden yazı erişilemiyor. Şimdilik buradan okuyabilirsiniz” diye muğlak bir dille bilgilendirdim.

Dakikalar sonra gelen yanıt, bir takım müphem hatır gönül istekleriyle bunu hoş görmemi istiyordu. “Yarın tartışırız” dendi. Ben, sansürü ve darbeyi hoş görmeyeceğimi, derhal admin haklarımın geri verilmesini ve daha da önemlisi yazının yerine geri konulmasını talep ettim. Tartışmak sorun değil, tartışırız, ama önce yazarın ve okurların haklarını gaspa son verin. “Hatırsa, benim hatrım için yazıyı yerine koyun” dedim. Saflık. Sansür gibi yüz kızartıcı bir yöntemin faili olmayı göze alanlar hatır mı dinleyecekti?

Yazıyı derhal yerine koyup admin haklarımı geri vermezlerse bunu teşhir edeceğim yönünde uyardım. Bu sırada editörlerin bir kısmı (aslında epey az bir kısmı), ne zaman hatırlasam onların adına yüzümü kızartacak bir fırsatçılıkla, kararı sahiplendiler, “bu kararı biz aldık” dediler. Bu, gizli bir toplantı yaptıklarının kanıtıydı. Yahut düpedüz yalan söylüyor, işlerine geldiği için sansürü ardı sra şakşaklıyorlardı. Darbenin uygulayıcı yapımcısı, “Editör arkadaşların ortak kararı ile yazıyı ben taslak halini getirdim” diye itirafta bulundu. [1. Bu kısımdaki alıntılar da şimdi silinen ama bende salt metin olarak bulunan tutanaklardan, yani belgeli.]

Editörlerin o sırada tartışma içinde olanların salt çoğunluğunu bile kapsamayan bu sözde “ortak karar”, belirttiğim gibi, ya hiç yoktur ya gizli alınmıştır. Bu da yapılanın darbe olduğunu söylemenin başka bir yoludur, o kadar.

Bu sırada rezil “kefalet” açıklamaları birbirini izliyordu. “Ben kefilim” deniyordu bu gizli darbe toplantısına. Biri “Barış Yıldırım’ın yazısı olarak değil Fraksiyon’daki yazı olarak tartışılıyor. Barış Yıldırım değil Fraksiyon tartışılıyor. Bu yüzden kefilim,” diyecek hale geldi. Oysa Fraksiyon, defalarca belirtildiği üzere, bir yazarlar kolektifidir; yazılar yalnızca yazarını bağlar. Bir yazarın yazısı belli ve istenmeyen bir etki uyandırıyorsa buna karşı yapılacak en iyi şey onun yazısını sansürlemek değil, yeni bir yazı yazmaktır. [1. Ama bunu yapmak biraz emek istiyor. Sansürün başını çeken ve bunu “kadın dayanışması” adı altında yapan üç editörün bunca zamandır Fraksiyon’a yaptıkları toplam katkı kişi başı ortalama 5 yazıdır. Nadiren yazdıkları bir mecrada iş başka yazılara sansür koymaya gelince en önde koşmaları acıdır. Bense bu zamana kadar tek bir yazılarının yayımlanmamasını teklif bile etmedim.]

Bütün darbeciler gibi “Bu böyle olacak, tartışmayı uzatmayalım” diye sözde çok önemsedikleri tartışma sürecini kısa kesmek istediklerinde, derhal bütün yazılarımı siteden kaldırmalarını talep ederek sansürü ve darbeyi sosyal ağlardan duyurdum. Bunu yapmadan önce hatalarından dönmeleri için zaman verdim, verdiğim zamandan çok daha uzun bekledim, zira tartışma sürüyordu ve belki Fraksiyon’a sansür lekesi sürülmeden hatadan geri dönülebilirdi. Ama bu lekeye bulaşmamamız için ardı ardına yaptığım çağrılar cevap bulmadı. Kararlarını -bir yerlerde- almışlardı.

Hem kamuya açık yollardan hem koordinasyon grubunda “Yazılarımın şu andan itibaren Fraksiyon’da durması gayrımeşrudur” demiş olmama ve yazılarımın hızla silinmesi için teknik yolu tarif etmeme rağmen, yaklaşık 15 saat boyunca yazılarım gayrimeşru olarak sitede tutuldu (bilmeyenler için, toplamda 5-10 dakikalık bir süreçtir). Bunu ertesi günkü tartışmadan bir şeyler umarak yaptıklarını varsayıyorum; ama ben sansür ve darbeyle uzlaşmayacağımı söylemiştim, onlar da özeleştiri vermeyeceklerini açıkça belirtmişti. Gecikme anlamsızdı.

Sol yayıncılığı sansür ve darbe lekesiyle kirletmemeye ÇAĞRI:
Yazarlar, Fraksiyon’dan yazılarınızı çekin!
Yazarlar ve okurlar Fraksiyon’un kalıntılarından özeleştiri talep edin!

Bir bireyin başına gelenin hiçbir önemi yok. Ama bir ilkesizliğin meşrulaşması başımıza gelebilecek en kötü şeydir.

Bonaparte olmaya soyunurken onun bir karikatürü olmaya kalkan Louis Bonaparte gibi, solcu Eyüp Can’lar olmaya soyunup ondan da beter bir noktaya savrulanları, kolektif bir mekanizmayı gasp ederek mülklerine geçirenleri, bu rezil mini-18-Brumaire vakasını sergileyenleri meşru görmeyelim. “Olmuş bir tatsızlık” deyip geçmeyelim, “kol kırılır yen içinde kalır” eyyamcılığına düşmeyelim.

Bu yazı yazıldığında, üçü editör (Barış Yıldırım, Eren Buğlalılar, Murat Can Yağbasan) toplam 12 yazar (bunların yanı sıra, Emrah Zıraman, Süleyman Altunoğlu, Okşan Dede, Sinan Akkuş, Ioannis Kronos, Mesut Örs, Mehmet Çelebi, Ulaş Denkli, Canan Yarar)  bu ilkesizliğe sessiz kalmayarak bütün yazılarını çektiler. İsmail Güney Yılmaz, konunun tartışılma sürecine yönelik hoşnutsuzluğu yüzünden Fraksiyon’a artık katkı sunmayacağını açıkladı (ama yazılarını çekmedi).

Fraksiyon’a tek bir yazıyla bile katkı sunmuş her arkadaşın,  kolektife el koyan grup bu konuda özeleştiri verip sansürlediği yazıyı aynı linke geri yüklemedikçe yazısını çekme iradesini göstermesi gerekir. Burjuva basındaki yazarların bile birbirlerine gösterdikleri bu dayanışmayı biz göstermesek ne ayıp.

Hem yazarlar, hem okurlar, Fraksiyon’a el koyan grubu

  • Bir yazıyı sansürleyerek yayımdan çektikleri için,
  • Bunu yaparken yazarını da binlerce okuru da bilgilendirme zahmetine girmedikleri için,
  • Gizli toplantılarla bir editörün admin haklarını gasp ettikleri için,
  • Koordinasyon grubundaki tartışma iletilerini suçlarını gizleme telaşıyla sildikleri için,
  • Yazarın açık talebine rağmen yazılarını saatlerce gayrimeşru olarak sitede tuttukları için,
  • Önemli Açıklama metninde ve sosyal medyada düpedüz yalan söyleyerek okurları kasıtlı biçimde yanlış yönlendirdikleri için,
  • Katkı sunan herkese ait olan bir kolektife gayrimeşru yollardan el koyarak zimmetlerine geçirdikleri için,
    -ama en önemlisi-
  • Fraksiyon gibi devrimci düşünce coğrafyasına kan taşıyan önemli bir mecrayı sansür ve darbe lekesiyle kirlettikleri için

özeleştiriye çağırmalıdır.

 

Notlar

Not 1: Girişte belirtildiği gibi bu yazı Fraksiyon.org’a el koyan grubun Zorunlu Açıklama: “Sansür, Darbe, İlke” yazısının yayımlanmasından önce hazırlandı. Gerek görürsem oradaki çarpıtmalara da değineceğim.

Not 2: Arkadaşlar, bir parça anlaşılır bir biçimde, tartışmayı ismim üzerinden sürdürdüler. Ancak kendileri, bir önceki notta linki geçen yazıda imza kullanmamışlar. Bu mecraya, bir devrimci örgütün hakkında bir şey bilmedikleri eylemini “şiddet töreni” altında mahkum etmek gibi bir ayıbı da layık görmüşler. Yine de ne bu terbiyesizliğin ne de sansür/darbe tutumunun şu anda orada kalan bütün editörlerce sahiplenildiğini sanmıyorum. Bu yazıda geçen ayıbı aktif olarak işleyen fırsatçı editörler o dönemdeki toplam editör sayısının ancak yarısı. Ben yine de şimdilik isimlerini vermiyor, mecra adına açıklamaların altına birey imzası koymalarını öneriyorum. Aksi halde üç beş kişinin ayıbı sınırı bilinmeyen bir kümeye genişletiliyor.

Not 3: Yazı imla ve anlatım açısından daha sonra gözden geçirildi, köşeli parantez içinde bazı notlar eklendi.

Dipnotlar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s