Dünyada ve Gezi’de sosyal ağların direnişçi işlevleri

Sanki Devrim, Bir Devrim Gezi’sinden Notlar, s. 180-185’ten alınan ve direnişlerde sosyal medyanın oynayabileceği rolleri tartışan bu bölüm, Karaburun Ekonomi Politik Okulu’ndaki dersin (Halk İçin Yazmak: Sosyal Ağların Ekonomi Politiği ve Sosyal Medya Aktivizmi/Necati Duran & Barış Yıldırım) materyali olarak Yazılama’da yayımlanıyor.   
Dunyada_ve_Gezide_Sosyal_Medya


Barış YıldırımSanki Devrim, 31 Mayıs 2014 

Mısır’da Hüsnü Mübarek’i iktidardan düşürecek olan ayaklanmaların ateşlenmesinde Wael Ghoneim adlı bir İnternet yöneticisinin, 2010 Haziran’ında İskenderiye’de dövülerek öldürülen bir gencin adına açtığı yarım milyondan fazla üyesi olan bir Facebook sayfası üzerinden örgütlenen 25 Ocak Tahrir gösterisinin önemli bir rolü var (Storck 2011). Mısır’da isyanın başlamasıyla birlikte sosyal ağlardaki etkileşimlerin büyük çoğunluğu direniş gündemi tarafından işgal edildi. Benzer bir örüntü daha küçük ölçekte Ortadoğu’nun diğer Arap ülkelerinde tekrarlandı. Facebook tüm bu toplumsal hareketliliklerde önemli bir rol oynarken, 2009’da İran’daki ‘Yeşil Hareket’te özellikle Youtube’da paylaşıma açılan ve Twitter’da yaygınlaştırılan şiddet görüntüleri özellikle etkili olmuştu. 2011’de Londra’da yine başrol Twitter’daydı ve mobil araçlarda Facebook’a göre çok daha hızlı bir şekilde güncellenebilen bu sosyal medya kanalının toplumsal hareketlilikteki rolü Gezi de dahil olmak üzere bu önemli konumunu korudu.

Ne kadar düşünsek de AKP’nin sosyal medyadan sorumlu Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı Ali Şahin’in “bomba yüklü araçtan daha tehlikeli” diye tanımladığı “yalan tweet”lerin patlattığı bir bomba aklımıza gelmiyor. İktidara göre sosyal ağlar Gezi isyanları sürecinde “provokasyon”, “yalan haber” gibi yanlış amaçlar için kullanılmışsa da herhangi bir “yalan haber”in Gezi’de önemli bir rol oynadığını gösterebilen kimse yok. Bilişim Muhabirleri Derneği’nin vurguladığı üzere “Sosyal medyadan yayılan kötü haberler yüzünden maddi veya fiziki zarara neden olacak herhangi bir olay yaşanmadı” (Bilişim 2013). Londra’daki ayaklanmalar sırasında Twitter’ın “yağmalanacak dükkân adresi verme” gibi (yine kökleri sınıfsal öfkede aranması gereken) vandalizan bir işlevi olduysa da Gezi direnişi bağlamında, sosyal ağların kötücül işlevleri ihmal edilebilir miktarlardadır.

Yine de “Sopalılar geliyor”, “Bu akşam müdahale olacakmış”, “Durum çok kötü”, “İşkence çok ağır” gibi açıkça panik yaratmaya yönelmiş söylemlerin, [6. Diyar Saraçoğlu ve Seda Gönül’ün 6 Eylül 2013’te Karaburun Bilim Kongresi’nde sunduğu ‘Bir baş belası olarak sosyal medya’ bildirisi bu konuda başka örnekler barındırıyor. Ayrıca bkz. bu bölümde Sonnot 17.] polisin kucağına götürecek yanlış ev ve revir adreslerinin verilme girişimleri, toplamda büyük bir başarı oluşturmamış bile olsa, “panikçinin ağzına terlikle vurma” ihtiyacını gündemimize soktu. Paniğe karşı el altında tutmamız gereken silahlarımızı ise şöyle özetleyebiliriz: İçinde bulunulan durumun mümkün olduğunca nesnel bir dille tarif edilmesi; panik içeren mesajların yayılmaması ve panikçilerin teşhir edilmesi; mümkün olan her yerde alınan bilginin teyit edilmesi. [2. Bu konuya azami dikkat göstererek direnişten azami güncellemeleri sunan Sendika.org tebrik edilmeli. Direniş günlerinde Fraksiyon.org’da bu konuyu ayrıntılandırdığım ‘Panikçinin ağzına terlikle vurun’ yazısı (bkz. Kaynakçalar) o dönemde kendi mecrasında çok yoğun bir biçimde okundu ve paylaşıldı. Bu da bu konuda pratik bir ihtiyacımız olduğuna işaret ediyor.]

Yavaş ama güvenilir haber alma kaynaklarımızla hızlı ama manipülasyona açık haber alma kaynaklarımız arasındaki dilemmayı çözmek ise önümüzdeki görevlerden biri. Eylemler sırasında telefonlarla olay yerindeki arkadaşlar erişerek, hatta bisikletli timler oluşturup olay yerlerini gezerek haber teyit etme çabaları oldu ve başarıyla da çalıştı. Bunların daha kurumsal ve sistemli hale gelmesi görevi direniş medyasının görevleri arasında duruyor.

Gerek dünya isyanlarında gerekse bizim Gezi’mizde sosyal medyanın direniş işlevleri (buna direnişlev diyebilirdik belki) şu maddelerde ortaklaşıyor:

İçişleri bakanı Muammer Güler’in ferasetinin bize hatırlattığı üzere “Sosyal medya bir iletişim aracıdır.” Gezi isyanları sırasında da sosyal medyanın diğer bütün işlevlerine sızan bu “şemsiye işlevi” elbette yaygın bir biçimde kullanıldı. İnsanlar birbirlerinden ve eylem momentlerinden haberdar olmak için sosyal medyayı kullandılar. Sosyal ağların ilk sırada saydığımız bu haberleşme işlevi birbirini tanıyan insanlar arasında koordine olmak ve birbirlerinin ahvalini öğrenmek için kullanılırken, birbirlerini tanımayan insanlar da bulundukları yerdeki eylemlerden haber geçmek için Twitter ve Facebook güncellemeleri ile Ustream, Livestream gibi anlık video yayın ağları (“Diren iPhone şarj”) başta olmak üzere sosyal ağları kullandılar. ‘Yurttaş gazeteciliği’ adı altında tartışılma eğiliminde olan bu ikinci işleve, gazetecilik işlevi diyebiliriz. Pıtrak gibi çoğalan bloglar (özellikle görsel paylaşımı kolaylaştıran Tumblr blogları), kentlerdeki direnişler ve park forumları adına açılan Facebook sayfaları da (Diren Ankara, Diren İzmir, Parklar Bizimdir vb.) bu işlevi daha derli toplu gerçekleştiren siber-uzamlar yarattılar. Facebook sayfaları ve blogların Mübarek’i deviren isyanlarda nasıl kilit bir rol oynadığını yukarıda aktarmıştık.

Gazeteciliğin bir alt-işlevi olarak devletin şiddetini kanıtlayan (#delilimvar [3. İnsanların şiddet görüntülerini paylaştığı ve bu isme sahip bir Tumblr bloğu da bulunuyor: http://delilimvar.tumblr.com/ ]), direnişçilerin zafer anlarını paylaşarak coşkuyu büyüten ajitatif işlevden bahsedebiliriz. Direnişin katılım saiklerinin başında polis şiddetinin geldiğini hatırlayacak olursak, bu işlevlerden özellikle ilkinin sonuç belirleyici önemde olduğu takdir edilir. İnsanların eylem yer ve saatlerinden haberdar edildiği örgütleyici işlevin de bununla doğrudan bağlantılı ve aynı oranda önemli olduğu açıktır.

Sosyal ağların haberleşme, gazetecilik, ajitatif ve örgütleyici işlevleriyle birlikte sayılması gereken propagandif işlev, genelde direnişin haklılığını insanlara anlatmakla, özelde direnişin tartışılmasını sağlamakla ilgilidir. Elbette bu zamana kadar sayılan haberleşme, gazetecilik, ajitasyon ve örgütleme işlevlerinin hepsi bu işleve pay verir. Lenin, Ne Yapmalı’da“Bir gazete sadece kolektif bir propagandacı ve kolektif bir ajitatör değildir, o, aynı zamanda kolektif bir örgütleyicidir de” diyor ve partinin gazetesini “yapım halindeki bir binanın çevresindeki iskele”ye benzetiyordu (V. İ. Lenin 1977, 199). Sosyal medyanın Gezi’nin Söylemi bölümünde daha ayrıntılı tartışacağımız çok-merkezli yapısı onu elbette bir parti yayın organından radikal bir biçimde ayırır, ancak dün “Ne yapmalı?” sorusunun cevabı bir parti gazetesiyse bugün kesinlikle parti sosyal ağları olacaktır.

Bu işlevin ayrıntılarına girmeden önce sosyal ağların bazı diğer işlevlerine değinelim. Bunlardan biri, polemik işlevi. Başbakan Twitter’ı bela olarak niteleyip “Bir besmele milyonlarca tweet’e bedeldir derken, onun bu süreçteki en önemli “Pi-Ar” destekçisi olarak hizmet gören Ankara Belediye Başkanı Melik Gökçek bir iftar yemeğinde herkesi Twitter hesabı açmaya çağırıyordu:

Savaşlar eskiden kılıç kalkanla yapılırdı, tüfek çıkınca mertlik bozuldu. Şimdi ise tüfek gitti, geldi twitter. Artık tüm mücadele sosyal medya ortamında yapılıyor. Oradan Türkiye’yi karıştırıyorlar. Gezi olaylarının başladığı ilk zamanlarda yurt dışından Türkçe ve İngilizce 1,5 milyon adet twit attılar. Sırf Türkiye’yi karıştırmak için. Sanal ortamda kavga devam ediyor o yüzden biz de bu sanal ortamdaki kavgaya katılacağız. Herkes twit hesabı açsın lütfen, torunlarınızdan öğrenin. Çocuklarınızdan öğrenin.

Bunu Melih Gökçek’e söyleten, o meşhur Twitter bağımlılığı değil elbette. [4. Bu konuda bkz. Zaytung’un kısa “haber”i: “Melih Gökçek’in eşi Nevin Gökçek’ten Başbakan’a tam destek: Twitter tam bir baş belası…” ] Gerçekten de AKP’lilerin Gezi sürecinde belli bir noktadan sonra (önemli bir kısmı sahte hesaplarla) Twitter’a aktıkları bütün kullanıcılarca gözlemlendi. AKP çevrelerinde bile AK Troll adı verilen paralı klavyeşörlerin sayısının 30 Mart seçimlerine doğru 6 binden 9 bine çıkartıldığı söyleniyordu. Çoğunlukla birkaç takipçili, profil fotosu ve “bio”su (kişisel bilgileri) bile doldurulmamış bu hesaplar, Melih Gökçek styla bir tehditçilik, küfürbazlık ve imla kırımcılığıyla “Geziciler”le polemiğe daldılar.

Sosyal ağların direniş işlevlerinden biri de bu polemiklere katılarak AKP’lileri hiç değilse vicdanlı davranmaya davet etmek; olmadı, provokasyonlarını ve yalan haberlerini nötralize etmek oldu. Bu polemikler yalnızca AKP’nin acemi sosyal medya kullanıcılarıyla değil İstanbul Valisi, Başbakan, Cumhurbaşkanı, AB Bakanı, İçişleri Bakanı başta olmak üzere devlet ve hükümet makamlarıyla da sürdürüldü. Bu polemiklerden bazıları (örneğin “Gezi Parkı’nda aranızda olmak isterim” diyen Vali’ye verilen “Gümüşsuyu’nda müdahale olabilir, ordan gelmeyin” ayarı) “fenomen”leşti.

Son olarak da sosyal ağların bu makamları sağduyuya, polis şiddetini durdurmaya çağıran dilekçeci işlevinden bahsedebiliriz. Bu süreçte Cumhurbaşkanı’nın topu topu 14 tweet atılan Twitter hesabının günlük takipçi kazanma sayısı 2.500’den 15-20 binlere çıktı ve yaklaşık 270 bin yeni takipçiyle 3 milyon 360 bini aştı (%8.6 artış). Başbakanın, danışmanlarınca güncellenen ve bu süreçte binlerce kez paylaşılan 317 tweet atılan hesabın takipçi sayısı da benzer bir artışla 3 milyona dayandı (%12.3 artış). Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli ve CHP’nin parti hesapları da bu ve daha üstü artış oranı düzeyleri sergilediler (Banko ve Babaoğlan 2013, 25-26). Takipçilerin önemli bir kısmı bu hesaplarla polemiğe girdiler yahut muktedirlerden “itidal” talep eden güncellemeler yaptılar. [5. Bunlarda azuth nick’li bir kullanıcı dilekçeci işleve tutarlı ve yoğun bir şekilde başvurmasıyla bu süreçte binlerce yeni takipçi kazandı.]

Bu yazı Sanki Devrim s.'den alındı
Kaynak: Sanki Devrim, s. 180-185

Elbette herhangi bir sosyal medya güncellemesinin bu işlevlerden yalnızca birini gerçekleştirdiğini düşünmek anlamsız olur. Habercilik görevi görerek bir eylemi görüntüleyen bir güncelleme, polis şiddetini göstererek ajitatif bir işlev görmekle kalmaz, direnişe yeni insanları çekmek gibi örgütleyici ve propagandif bir görevi de yerine getirir. Vali’ye yazılan dilekçe niteliğindeki bir talep onu okuyan başkaları için teşhir edici/ajitatif bir işlev görür. Bir AKP yandaşıyla girilen polemik, tarafını henüz net bir şekilde seçmemişler için propaganda işlevindedir. Bir direniş revirinin adresinin verildiği bir tweet’e direnişin etiketlerinden biri, yalnızca direnişçi kitlesi o heşteg’i yakından takip ettiği için haberdar olabilir diye değil, ülke ve dünya gündemine girmek için de eklenir vb.

Sosyal ağların propagandif direniş işlevi Gezi’de, kendisinden önceki tüm isyanlara kıyasla oldukça geniş bir rol üstlendi. Sosyal medyada direnişin davasını gütmek, fikirlerini yaygınlaştırmak ve direnişi tartıştırmak gibi görevleri yerine getiren bu işleve bu yüzden [SMaktivizm: Sosyal ağlarda hegemonya kurma mücadelesi bölümünde] daha yakından bakacağız.

@prometeatro | @yazilama


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s