SMaktivizm: Sosyal ağlarda hegemonya kurma mücadelesi

Sanki Devrim, Bir Devrim Gezi’sinden Notlar, s. 185-192’ten alınan ve sosyal medyada verilen hegemonya kurma mücadelesi için SMaktivizm kavramını öneren bubölüm, Karaburun Ekonomi Politik Okulu’ndaki dersin (Halk İçin Yazmak: Sosyal Ağların Ekonomi Politiği ve Sosyal Medya Aktivizmi/Necati Duran & Barış Yıldırım) materyali olarak Yazılama’da yayımlanıyor. 

SMaktivizm


Barış YıldırımSanki Devrim, 31 Mayıs 2014


Althusser, Kenan Somer tarafından çevrilir çevrilmez Mahir Çayan tarafından alıntılanan ‘Devrim silahı olarak felsefe’ metninde felsefenin kelimelerle mücadele eden bir disiplin olduğunu söyler: “Bazen sınıf mücadelesi bir kelimenin diğer bir kelimeye karşı mücadelesinde özetlenebilir. Bazı kelimeler kendi aralarında bir düşman gibi dövüş yaparlar. Başka kelimeler vardır ki, anlam karışıklığına yol açarlar” (Althusser, Devrim… 1969). Aktivizm bu mücadelenin sahnesi olmuş sözcüklerden biri. İngilizce/Fransızca activist sözcüğünün tam Türkçe çevirisi ‘eylemci’ olmasına rağmen resmi ideolojiyle dilbilim arasında ne denli duyarlı bir köprü olduğunu gördüğümüz Türk Dil Kurumu bu iki kavramı sırasıyla şöyle tanımlıyor:

aktivist Fr. activiste: etkinci; Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştiren kimse. (TDK)

eylemci: Düşüncesini eylemi ile gerçekleştirmeye çalışan kimse, etkinci. (TDK)

Öklid geometrisinin ilk ilkesini (“Aynı şeye eşit olan şeyler birbirlerine de eşittirler”) cesurca hiçe sayan Riemann’cı TDK’mız her iki terimin anlamları arasında öz Türkçe “etkinci”yi saydığı halde bunları birbirinden farklı tanımlıyor. Gündelik dil ise TDK’dan çok daha ideolojik: Bir TV haberinde aktivist dendiği zaman akla meşru, yasal, barışçıl eylemler yapan liberal Konversler gelirken eylemci dendiğinde molotof benzinine bulanmış Mekaplar geliyor. Dost başa düşman ayağa bakarmış. [1. Ekşi Sözlük’te ‘eylemci yerine aktivist demek’ diye bir başlık da var.]

Mümkün olsaydı da sivil toplumcu liberalizmin terminolojimize soktuğu bu “beyaz” kavramdan hepten kurtulabilseydik. Ancak ülkemizde (galiba bütün ülkelerde) sosyal kuramın İngilizceden çevrile çevrile gelmesi diye bir olgu var ki elimizi kolumuzu bağlıyor. Avrupa dillerinde ‘hactivizm, siber-aktivizm, online aktivizm’ gibi kavramları tartışacağımız bu ve takip eden bölümde bu kavramı, liberal titreşimlerinin üstünü çizerek kullanacağım ve “Sosyal Medya” teriminin İngilizce ve Türkçe kısaltması SM ile birleştirerek SMaktivizm kavramını önereceğim. [2. Bu kavramı epey bir süre kullandıktan sonra İngilizcesinin geçmişte bir çalıştay vesilesiyle telaffuz edildiğini fark ettim (bkz. http://smactivism.wordpress.com/). Ancak, bildiğim kadarıyla, hegemonya oluşturma mücadelesi anlamında ve bir kavram olarak SMaktivizm ilk kez burada kullanılıyor. ]

Gezi’nin direnişlerinde internetin, özelde sosyal medyanın, daha da özelde Twitter’ın kullanımı internet ve eylemcililk ilişkisi tartışmasına yeni bir boyut kattı. Gezi direnişçileri sosyal ağlardaki pratikleriyle, bir önceki başlıkta saydığımız direniş işlevlerinin hepsini yerine getirmekle birlikte doğrudan sosyal medya hegemonyası üzerinde özel bir mücadele verdi. Bu boyutun bundan önce karşımıza hiç çıkmadığını iddia edemeyiz, ama bundan önce hiçbir eylemlilik zincirinde, Gezi’deki kadar belirleyici olduğunu da söyleyemeyiz.

Diyar Saraçoğlu’nun belirttiği üzere “Gezi İsyanı ile birlikte … sosyal medya tartışmaları hem biçim hem içerik değiştirdi. Sosyal medya ‘iyidir’ ya da ‘kötüdür’ ikilemi yerini ‘kullanmalıyız ama nasıl?’a bıraktı.” Siber-ütopyacılık sol içinde hiçbir vakit çok yer bulmamıştı, ama siber-luditlik, [3. Bilgisayar teknolojilerine yönelik (örneğin Fikret Başkaya’nın kimi yazılarında bulacağımız) bu ihtiyata son birkaç yıldır ‘Siber-Ludizm’ diyorum. Öğrenmiş bulunuyorum ki modern teknolojiye yönelik bir muhalefet 90 sonlarından bu yana ‘Neo-Ludizm’ ya da “Neo-Ludculuk” olarak adlandırılıyor (bkz. örn. Wiki makalesi: http://en.wikipedia.org/wiki/Neo-Luddism). Siber-ludizm’in de zaman zaman kullanıldığı görülüyor. ] yani yeni iletişim teknolojilerinin sınıf mücadelesine neredeyse yalnızca olumsuz şeyler getireceği sezisi, Gezi’yle birlikte önemli yara aldı.

Türkiye’de 29 Mayıs-17 Haziran arasında 224 milyon Twitter iletisi yazıldı. Olağan dönemlerde günlük ortalama 1 milyon kişi ileti yazarken, bu süreçte bu rakam 2.5 milyona çıktı, trafik dört katına yükseldi. Mesajların ortalama paylaşılma (retweet/RT) oranları %10 iken 1 Haziran’da iki katına çıkmıştı ve 5 mesajdan biri RT’leniyordu. Bu gün, 16 milyona yaklaşan paylaşımla Gezi, dünya “gündemi”ne girdi (‘Gezi Olayları Sosyal Medya Analizi’, InsightRadar). Direnişin ilk haftasında dünyada atılan tweet’lerin %85’i Gezi’yle ilgiliydi (kaynak).

Mısır ve genel olarak Arap isyanlarında Facebook sayfaları bir örgütlenme siber uzamı, videolar ise bir teşhir/ajitasyon aracı olarak, görece dışsal bir rol oynadılar. Avrupa kent isyanlarında Twitter daha ziyade bir haberleşme aracı olarak, yine dışsal bir işlev gördü. ABD’de 2011 sonbaharına damgasını vuran ve ‘occupy’ kavramını bizatihi bir direniş türü olarak literatüre sokan Occupy Wall Street (#OWS) olaylarının sosyal ağları kullanım eğilimleri Gezi’ye daha paraleldi. OWS sürecinde ve Gezi’de en çok paylaşılan etiketlerin/hashtag’lerin bir karşılaştırması bizi şu sonuçlara ulaştırıyor: New York’ta 4 ay boyunca mesaj paylaşım düzeyi 1 milyonun biraz üstündeydi ve ancak iki ay içinde bu sayı 4 milyona yaklaştı. Gezi’de ise 29 Mayıs’tan sonraki iki gün içinde 5 milyon sınırı geçilmişti bile. Bu tarihlerden sonra, ama 11, 15 ve 17 Haziran saldırılarında yeniden yükselmek üzere, paylaşım 1 milyon sınırının altına indi. OWS süreci 2 yıla yayıldığı için bu uzun dönem boyunca mesajların etkilediği kişi sayısı 25 milyarla Gezi’nin epey üzerindeydi, ancak bu etki değerinin hızına bakıldığında OWS’nin ilk bir ayda ulaşabildiği 5 milyarlık etki değerine Gezi’nin dört gün içinde ulaştığı görülüyor.

Twitter’daki kullanıcı artışı verileri de Gezi’de sosyal ağların çok özgün bir rol oynadığını teyit ediyor. 29 Mayıs günü aktif kullanıcı sayısı 1 milyon 800 bin civarında iken 10 Haziran’a gelindiğinde bu sayı 9.5 milyondu (age, s.18). Günde ortalama 6-8 milyon civarı mesaj paylaşan Türkiyeli Twitter kullanıcılarının paylaşımı 1 Haziranda 25 milyona ulaşmıştı. Mesaj paylaşan kullanıcı sayısı da 1 milyondan 2.5 milyona yükseldi (Banko ve Babaoğlan 2013, 5. Bölüm). Yani aktif kullanıcı sayısı beş kat, paylaşım durumu üç kat civarında artış gösterdi.

Benzer bir trend, Ekşi Sözlük’te de görüldü. Ekşi Sözlük; Wikipedia, blog ve sosyal ağ özelliğini birlikte sergileyen Türkiye’ye özgü bir internet buluşu. Onu takip eden diğer sözlükler (Uludağ Sözlük, İTÜ Sözlük, İnci Sözlük vd.) de önemli bir kapsama alanına sahip. Twitter gibi etkin bir etiket kullanımı olmasa da “konuşulmak”,

dolayısıyla hegemonya oluşturmak Ekşi’de de Twitter kadar önemli. Öte yandan diğer ajitasyon, propaganda, polemik, dilekçe vb. diğer tüm direniş işlevleri, Ekşi’de ve diğer sosyal etkileşim alanlarında birlikte yer aldılar. Sitenin tarihinde en çok “entry” girilen 20 günün yarısı 31 Mayıs-18 Haziran arasındaki (yani 31 Mayıs “devrimi”nden 15-16 Haziran “darbe”sine kadar geçen günler) 10 günden oluşuyor ve ilk iki sırada ise 27 bin civarındaki entry ile 1 ve 3 Haziran günleri yer alıyor. [4. Bu verilere Ekşi Sözlük’ün harici uygulamalarından EkşiStats kullanılarak 14 Ağustos 2013 günü erişildi. Ekşi yönetimi dışındaki insanlar tarafından geliştirilen bu uygulamaya Ekşi’nin sub-etha bölümünden erişilebiliyor.]

Sosyal ağların Türkiye’de belli bir yaygınlığa sahip olup da Gezi dalgalarıyla sarsılmayan hiçbir düğümü kalmadı. Fotoğraf paylaşım mikroblogu Instagram’da direnişten yüz binlerce kare fotoğraf paylaşıldı. [5. Bu ve takip eden paragraflardaki rakamlar, 31 Ağustos’ta yaptığım bir dizi aramayı yansıtıyor. Buna göre, Instagram’da kullanılan etiketler ve paylaşım sayıları: #OccupyGezi (>320.000), #DirenGeziParki (>295.000), #DirenGezi (>153.000) #OccupyTurkey (>68.000), #GeziPark/i (>122.000). Bu rakamları Instagram’ın mobil uygulaması üzerinden derledim.] Dünyada halen revaçta olduğu az sayıda ülkeden biri Türkiye olan Friendfeed’de; özellikle görsel paylaşımı çok kolaylaştıran, Twitter benzeri bir paylaşma ve etiketleme mekanizması olan Tumblr’da; mantar panolara benzer bir biçimde resim iliştirilebilen Pinterest’te bu etiketlerle yapılan sorguların (aramanın kaç sonuç döndürdüğü bu siteler tarafından verilmese de) yüz binlerce sonuç doğurduğu görülüyor.

Web’in geneline baktığımızda ise, içinde <gezi> ve <park> geçen sayfaların sayısı 4.7 milyarın üstündeyken, URL’sinde bu terimler geçen sayfaların sayısının 5 milyonun üstünde olduğunu görüyoruz (karşılaştırma açısından, <başbakan> araması yalnızca 750 bin sonuç veriyor). Bütün web’de Gezi Parkı’yla ilgili milyarlarca sayfa var. Aramalar, adında ‘gezi’ ve ‘park’ sözcüklerinin birlikte geçtiği, dolayısıyla asal olarak bu konuyu ele alan milyonlarca sayfa yazı ve haber olduğunu gösteriyor. [6. Bu rakamlar 31 Ağustos’ta Google’ın URL adı içinde arama olanağı veren <allinurl> operatörü kullanılarak derlendi. Örneğin: https://www.google.com.tr/search?q=allinurl%3Agezi%2C+park&oq=allinurl%3Agezi%2C+park&aqs=chrome.0.69i59l3j69i58.3831j0&sourceid=chrome&ie=UTF-8 ] Blog yazıları içinde aynı sözcüklerin geçtiği bir arama 92 milyondan fazla sayfa döndürürken doğrudan bu isimler üzerine kurulmuş blog ana sayfalarının sayısı yaklaşık 470.000. [7. Blog arama operatörü için tıklayın. Blog adı araması için arama operatörü örneği için tıklayın.] Bu da sosyal ağların çok daha yoğun içerik barındırabilen blog cephesinin Gezi’de çok önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

SMaktivizm kavramını, ‘İnternet ve Eylemcilik’ çerçevesinde sayılan diğer dijital aktivizm türlerinden farklı olarak, mücadelesi asıl olarak “gerçek” dünyada verilen bir davayı savunmak ve gündeme taşımak için diğer mücadele alanlarıyla birlikte sosyal ağlarda uygulanan pratikleri işaret etmek için kullanıyorum. Bu tanıma göre bir dijital aktivizm türü olan SMaktivizm, özellikle sosyal ağlarda hegemonya oluşturma çabasına işaret eder.

Van Depremi, Roboskî, Reyhanlı süreçlerinde, 1 Mayıs, memur eylemleri gibi çatışmalı günlerde ilk işaretleri görülmeye başlayan bu hegemonya mücadelesi, Gezi İsyanları’nda, özellikle de direnişin belirli momentlerinde, sonuç belirleyici unsur değilse bile sonucu belirleyen etkenler çokluğunun çok önemli unsurlarından biri oldu. Twitter’da heştegler, Ekşi Sözlük’te başlık ve entry sayısı, Youtube’da izlenme sayısı, bloglarda tıklanma sayısı üzerinden yürütülen bu mücadelenin Facebook’ta yakın zamana kadar bir göstergesi yoktu. Ancak Facebook, Gezi sürecinin ve Haziran ayının ortalarında heştegleri kullanıma koydu. Şirket yetkililerinin “insanların başkalarının belli bir konuda neler söylediklerini daha kolay keşfetmesi ve açık tartışmalara girişmesi için yalnızca bir ilk adım” olarak tanımladıkları bu hizmeti devreye sokmasında, Gezi’nin defalarca dünya gündemine girerek ve muhtemelen dünyada kısa bir zaman zarfında en çok konuşulan toplumsal hareket olarak rekor kırmasının ölçüm kıstası olan Twitter etiketlerinin etkili olduğunu düşünmemek için hiçbir sebep yok. Onların bu etkinin yalnızca parasal kısmıyla ilgilendiklerini hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum, ama dev ekonomik işletmelerde taktik değişikliğine sebep olmanın kendisinin muazzam bir etki gücüne delalet ettiğini söylemek gerekir.

Bu etki gücü, bütün direniş boyunca “Klavye devrimcisi, Twitter direnişçisi” vb. gibi aşağılayıcı söylemleri pek duymamamızın da nedenidir. Zaman, “‘Direnişçi’ olmak kolaylaştı”, diye yakınıyor, ama biz bu sızlanmanın militan ruha yakılmış bir ağıt olmadığını biliyoruz: “Polisin geri çekilmesinden sonra konforlu yeni bir direnişçilik türü peyda oldu. … Tıpkı yakılmış otobüslerin şoför koltuğunda fotoğraf çektirip Facebook profiline koymak gibi postmodern iklime uygun bir hal …” N’olmuş? İnsanlar birkaç etikete destek sunarak kendilerini direnişin parçası olarak hissediyorlarsa, bu, direnişin büyüklüğünü gösterir. Kimse onları aşağılamıyor, çünkü “üç beş Tweet”in hiç de boşa gitmediğini, bir “etki” yarattığını biliyoruz. Bu, bilgisayar başında durmanın sokakta olmakla aynı etkiyi doğurduğunu söylemek değil; direnişin atardamarları sokaklardır, ama bu onun kılcal damarlarının önemsiz olduğu anlamına da gelmez.

Bu yazı Sanki Devrim s.'den alındı
Kaynak:  Sanki Devrim s. 185-192

SMaktivizm’in sosyal ağlar üzerinde hegemonya kurma mücadelesi elbette bir önceki bölümde sayılan direniş işlevlerinden hepsiyle birlikte gerçekleşiyor. Bir SMaktivist örneğin yalnızca diğer etiketlere karşı kendi etiketini öne çıkarma çabası vermiyor, polis şiddetini teşhir ediyor, başka insanları eyleme çağırıyor, (son dönemlerde Twitter’a yine bir ilk olarak giren) “Spam’leme savaşları”na [8. Spam’leme: Rakip düşüncedeki hesapları ‘spam’ olarak ihbar ederek kapattırmaya çalışma. AKP yandaşları özellikle bu alana yoğunlaşıyorlar, bu durum Ekşi’deki ‘uçurma’ ya da ‘zamanın ötesine gönderme’ işlevleriyle ortaklaşıyor] katılıyor. Bilgisayar başındaki bir birey (elbette bazen online ve diğer iletişim yöntemlerini kullanarak başka bireylerle işbirliği halinde) tek başına bir gazete olarak davranıyor. Ama dar anlamda “vatandaş gazetesi” olarak değil, onu da içine katacak şekilde Lenin’in “kolektif ajitatör, propagandist ve örgütleyici” dediği bir örgüt ya da (bizim örgütlülükle başı her zaman hoş olmayan Gezi’mize daha uygun olarak) eylem gazetesi olarak.

@prometeatro | @yazilama


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s