Karaburun 2014 günleri

Karaburun’da dokuz yıldır bir Bilim Kongresi düzenleniyor. Bu yıl (2015) 3-7 Eylül arasında düzenlenecek Karaburun Bilim Kongresi’nin teması “Dünyada bir hayalet dolaşıyor.” Birkaç yıldır kongrenin hemen öncesine denk gelen günlerde bir de Karaburun Ekonomi Politik Okulu gerçekleşiyor. Ön kayıtla herkesin katılabileceği okulun derslerinin bu yıl yapıldığı “Belediye Salonu”na doğrudan gelip plastik sandalyelerden birine oturursan da kimse sana “niye geldin” demiyor, üstelik çay veriyor.

2008’den beridir her yıl bir şekilde katıldığım kongreden izlenimleri buradan paylaşacağım. Kongrede Necati Duran’la birlikte biz de 1 Eylül günü 16.30-19.00 arasında Halk İçin Yazmak: Sosyal Ağların Ekonomi Politiği ve Sosyal Medya Aktivizmi başlıklı bir ders verdik.

Karaburun Ekonomi Politik Okulu – KEPO

İlk günler
karaburun_bilim_kongresi_mart_2014_-_1


Barış YıldırımYazılama Blog, 30 Ağustos 2014


Karaburun için hızlı bilgiler:
kongrekaraburun.org/
• Twt: @kongrekaraburun
• Etiket: #Karaburun2014
Facebook sayfası

Konaklama

28 Ağustos öğleden sonra Karaburun’a eriştik.

Nâzım’ın tarifiyle “Karaburunun dar, dağlık geçitleri”nden geçip “Karaburunun dibindeki denize” kardeş soframızı kurduk.

Ege’nin en güzel koylarının bir kısmı Karaburun’dadır. Tuzlu suya selamımızı verdik ve ertesi gün dersler başladı.

Karaburun Bilim Kongresi 3 Eylül’de ama maraton bugün Ekonomi-Politik Okulu ile başladı! #Karaburun2014

29 Ağustos günü 9.30’da başlayan ilk ders Ahmet Haşim Köse’nin Kapitalizmin Tarihi: Kapitalist Dünya Ekonomisi ve Krizler ve Uzun Eğilimler dersiydi.[1. Ders adlarına tıklarsanız derslerin okuma listelerine ulaşabilirsiniz.] Ahmet Hoca’dan kapitalizmin o bitmeyen krizler silsilesini dinledikten sonra Mustafa ÖzişKapitalizmin Bilgisi: Burjuva Ekonomi Politiğinden Marksizme başlığı altında Marksist siyasi iktisadın temel öncüllerini anlattı.

Felsefe ve “onto-politika”

Öğleden sonraki Ersin Vedat Elgür dersi özellikle ilgimi çekiyordu: Ekonomi Politiğin Eleştirisi: Ontolojik Diyalektik ve Politikanın Tarihsel Uğrakları İdeal-politik, reel-politik, onto-politik.

Çünkü Ersin’in Felsefenin Arzusu: Politika kitabı bir süredir elimde (ve bir süre de öyle kalacak gibi). Öte yandan Kampfplatz’ta Eren Buğlalılar’la birlikte yazdığımız «“Her yerde diyalektik”: Bir polemiğin külünü yeniden yakıp geçmek» yazısında birkaç yıl önce başlattığımız bir polemik hattını (Emrah Göker İstifhane’sinde bunları derlemişti) takip etmiştik. Ersin bir süredir buna yönelik bir eleştiri hazırlıyor.

Derste Ersin, kitabının öncüllerine yaslanarak bize (üç saate ne kadar sığarsa) bir diyalektik serimi yaptı. Ersin Hegelci bir tutumla diyalektiğin tarihini üç aşamaya ayırıyor:

  1. Diyalektiğin soyut belirlenimi: Platon, Aristoteles, Kant
  2. Diyalektiğin olumsuz-ussal belirlenimi: Fichte, Schelling, [ve elbette] Hegel
  3. Diyalektiğin olumlu-ussal belirlenimi: Marx [“ve Engels” değil].

Felsefe ile politika arasındaki ilişkiyi eksen gören Ersin bunlara tekabül eden üç siyasi hat saptıyor: ideal-politik, reel-politik ve Ersin’in öne sürdüğü bir kavram olan onto-politik.

Bunlar ise üç eleştiriyle ilişkili: Felsefenin din eleştirisi, politikanın felsefe eleştirisi ve felsefenin “gerçek”leşmesi.

Ersin, Hegel’in Minerva’nın Baykuşu metaforunu takip ederek diyalektiğin ancak geçmişe doğru kullanılabilecek bir analiz aracı olduğunu söylüyor. Diyalektiğin neden-sonuç ilişkileriyle, nicelikten niteliğe geçişlerle vs. çok da ilgisi olmadığını, diyalektiği böyle görmenin onu çok genel, çok belirlenimsiz bir hale getireceğini söylüyor. Ona göre “çokluğu birlik olarak örgütleyecek” şeyi arayan diyalektik ancak kapitalizm çağında bunu bulmuştur: meta. Metanın bütün dünyaya yayıldığı kapitalizm çağından önce diyalektik hiçbir zaman –deyim yerindeyse– kendini gerçekleştirememiştir.

Ersin –Marksizm, özellikle de Leninizm içinde yaygın kabul gören savlara karşı çıkarak– temel-altyapı ilişkisi ile madde-düşünce ilişkisinin (“bilinci belirleyen yaşamdır” meselesi) birbiriyle ilişkili olduğunu kabul etmiyor; Hegel’in diyalektiğinin “baş aşağı” çevrilmesinin maddi olanı belirleyici görmekle ilgili olmadığı; “doğanın diyalektiği” diye bir şey olmadığını, doğayla diyalektiğin ilişkisinin olsa olsa onun metalaştırılmasıyla ilgili olduğu gibi itirazlar getiriyor.

Ersin’in itirazlarına önce metinsel dayanaklarla –özellikle bahse mevzu olan Kapital ve Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın önsözleri üzerinden– karşı çıkmak mümkün, bence Marx çözümlemelerinin hiç de kapitalizmle sınırlı olmadığını altını çize çize belirtiyor. (Önsözlerin düşünce tarihindeki önemi gerçekten ilginç, hele de Hegel’in Fenomenoloji’nin başındaki zor okunuşlu, hacimli ve Zile pekmezi kadar yoğun, üstelik neredeyse gönülsüzce yazılmış Önsöz’ü de düşünülünce…) Ama daha önemlisi Ersin’in hattının bizi götürebileceği yer: Eğer diyalektik ancak kapitalist dönemde kendine bir “ontoloji” bulup gerçekleşiyorsa, daha önceki üretim tarzlarına diyalektiğin analiz araçlarıyla bakamıyorsak, geleceği de diyalektikle “öngöremiyorsak” bu durumda tarihsel materyalizm ıskartaya çıkmaz mı? Sosyalizm olumsal, olsa olsa ahlaki bir gelecek olmaz mı?

Ersin olmayacağını düşünüyor. Zaten Ersin’le siyasi çıkarımların çoğunda ne kadar hemfikirsek felsefi öncüller konusunda o kadar ayrı düşüyoruz. Ama galiba bu tartışma yazıya kalacak.

Felsefeden siyasi iktisada

30 Ağustos, Özgür Öztürk’ün Ekonomi Politiğin Eleştirisi: Marksizm dersiyle başladı. Özgür “hoca” adını en çok hak edenlerimizden, zira en kompleks materyali çoğu kişinin anlayabileceği şekilde örgütleyebilmekle kalmıyor, bunu ilgiyi diri tutarak da yapmayı başarıyor.

Özgür’ün ilgiyi diri, bilgiyi iri tutma yöntemlerinden biri bağlamsallaştırma. Onu dinlerken örneğin Lenin’in gündüzleri Rus tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birinde devrimi örgütlerken geceleri Hegel’in Mantık’ını ince ince okuduğunu öğreniyoruz. Daha Grundrisse (1857-58 el yazmaları) yayımlanmadan Marx’ta mantığın önemini takdir ettiğini, “Marx bize bir Mantık bırakmadıysa da Kapital’in mantığını bıraktı” dediğini öğreniyoruz. Hegel’le özdeşleştirdiğimiz “belirleme olumsuzlamadır” yönteminin Spinoza’dan miras kaldığını hatırlıyoruz.

Böylece, iktisadi kökenden gelen Özgür’ün dersi yaman bir diyalektik dersi haline geliyor. Şu satırları yazarken bir yandan da Hegel’in Logik’inin temel kategorilerini birbirinden çıkartmaktayız. Bunu kaçırdıysanız da okul devam ediyor.

@prometeatro | @yazilama


KEPO Programı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s