“Özgür Basın” 19 Aralık 2000’de ne bok yiyordu?

 

Zaman’ı, Hürriyet’i, Milliyet’i, Hasan Cemal’i falan… “Yağmurlar yağdı, yarıklar kapandı” mı sanıyorsunuz?
Öyle bir kana bulaştınız ki, ne yapsanız temizlenemeyeceksiniz..

19_Aralik_Mansetleri


Barış YıldırımYazılama Blog, 19 Aralık 2014


Bir özgür basındır tutturdular ya, slogan bile üretemeyip, onu bile solculardan çalıp, başkalarının ödediği bedeller üzerinden kendi çıkar çatışmalarına ekmek devşirmeye çalışıp…

Ha, sadece cemaatçiler değil, AKP’nin bugünkü her suçuna yardım yataklık eden liberaller de özgür basın savunucusu kesildiler. Sanki ömrü hayatlarında bir gün bile özgür olmuşlar gibi.

Bugün 19-22 Aralık 2000‘in vahşi bir katliam, “hayata dönüş”ün aşağılık bir ironi olduğunu bilmeyen neredeyse yok. Peki bugünün yandaş olsun, öküz ölünce ortaklığı bozulanlar olsun, liberal olsun “özgür” basını ne bok yiyordu diye şöyle bir arşivlerini karıştırdım.

Özgür basın sıfatını beceriksizce üzerine yapıştırmaya çalışan  Zaman‘dan başlayalım:

Zaman: “Oruç tutar gibi yapıp habire atıştırıyorlarmış”

Katliam henüz sürerken, 21 Aralık günü iğrenç bir Ramazan karikatürüyle verilen, arada da Sivas katliamını aklamaya çaışan yazının başlığı ‘Ölüm kalım orucu

Terör örgütlerinin hapisanelerde yaptıklarının ölüm orucu olmadığını gazetemizde Ali Bulaç Bey yazdı. Çünkü bunun adı daha önce açlık greviydi, açlık eylemiydi. Sonra ne olduysa adını ölüm orucuna çevirdiler. Bir de Ramazan’a denk geldi. Müslüman’ın orucuyla teröristin orucu birbirine karıştı. Yetkililerin açıkladığına göre, oruç tutar gibi yapıp habire atıştırıyorlarmış. Böylece oruçlarında bile samimi olmadıkları anlaşıldı. Yani bu durumda “Allah kabul etsin!” dememizi beklemesinler. (…)

Her neyse şimdilik bu oruç bitti gibi görünüyor. Çok kan aktı. Ancak görünürde başka bir yol kalmamıştı. Öyle de olsa, böyle de olsa ölümüne gidiyorlardı. Çünkü terör örgütleri, bütün hesaplarını ölüm üzerine kurmuşlar. Kesinleşmeyen, ancak ortada dolaşan rivayetlere göre, örgüt yöneticileri, gözden çıkardıkları elemanlarını ölüme gönderiyorlardı. Bunun adı ister ölüm orucu olsun, isterse yana yakıla ölüme gönderme olsun. Fark etmiyor.

Bu insanlar, bulundukları cezaevlerine parklardan, bahçelerden toplanıp getirilmedi. Her birinin ardında yok edilmiş onlarca can var. İdeolojileri doğrultusunda yine yakıp yıkmaya, yok etmeye, öldürmeye devam ediyorlar. Üzerindeki şüphe örtüsü tam kaldırılmayan Sivas katliamının ardından ağıt yakanlar, nedense bunları görmek istemiyor.

Hürriyet: “Mahkumlar teşekkür etti”

20 Aralık 2000 Hürriyet‘inin her başlığından başka bir iğrenç koku geliyordu. Önce “Devlet girdi” diye veriyordu müjdeyi. Sonra faşist bir yayın organının gereklerini yerine getiriyordu:

  • “Eylemlerin yönetildiği Bayrampaşa’da mahkûmlar, güvenlik güçlerine Kalaşnikof’larla ateş açtı.”
  • “Terör yuvaları kaldırıldı” (Ecevit’in ağzından)
  • “Operasyon tutanağı: Mahkumlar teşekkür etti” (Buca’da almışlar teşekkürü, daha önce üç tutsağı katlettikleri yerde)
  • “Devlet, 10 yıldır giremediği cezaevlerine, dün sabaha karşı ‘‘Hayata Dönüş Operasyonu’’ ile girdi. Terörün hákimiyeti ve ölüm orucu direnişi kırıldı.”

Milliyet ve Hasan Cemal düşkünlüğü

Milliyet'in o meşhur manşeti
Milliyet’in o meşhur manşeti

Elbette MGK basınının (şimdi hepsi AKP basını oldu) en aşağılık manşeti Milliyet’ten geldi: “Sahte oruç, kanlı iftar.”

Ama sadece o değil. Mesela bugün T24’te demokrat gazetecilik oynayan, Cemaat basınına yapılan operasyona göğüs geren, “özgür basın”ın yılmaz savunucusu ve kendinden menkul “Kürt sorunu uzmanı” Hasan Cemal ne yazıyordu, hatırlayalım mı?

İnsan hayatına kıymadan yaşamak‘ gibi pek insancıl bir başlık taşıyan yazının asıl meramı katliamı haklı göstermek. Sözü ona verelim:[1. Yer doldurmak için bol keseden bastığı enter’ların bazılarını atıyorum, bir düşküne ayıracak o kadar yer yok bende]

Kendini yakanlar [Peki ya devletin yaktıkları?]… Şehitler [Daha sonra, başka askerlerin kurşunuyla vuruldukları ortaya çıkacak olan askerleri kastediyor]… Feryat eden analar… Kendilerini ambulansların önüne atan yaşlı kadınlar… Cezaevi damlarından yükselen simsiyah, felaket habercisi dumanlar… Patır patır silah sesleri… Polise yalvaran ihtiyarlar… Yüzü gözü kan içinde gençler… Toplum vicdanını yaralayan manzaralar…
İnsanın içi acıyor.
Devletin gücü mü? Devletin aczi mi? Söyleyin hangisi?
Adalet Bakanı’ndan bir demeç:
“Devlet bazı cezaevlerine dokuz yıldır ilk defa giriyor.”
Hikmet Sami Türk’ün bu tespiti, son ölüm oruçları başladığında konuştuğum eski bir Emniyet Genel Müdürü’nün bana söylediklerini doğruluyor:
“İstanbul’daki Bayrampaşa Cezaevi’nde devlet kaç yıldır arama yapamadı. Burası silah deposudur. Bir müdahale, bir operasyon olursa, çok kan akabilir.”
İçeridekiler bu yüzden ikna edilmek istenmişlerdi. Ölüm oruçlarına son verilmezse, bir müdahalenin yapılabileceği konusunda kendileri uyarılmıştı.
Etkilenmediler. Yanıtları değişmedi: “Sonuna kadar savaşacağız!”
Nasıl savaşacaksın ki? Kiminle savaşacaksın? Ne için savaşacaksın?
Ölümü çözüm olarak görmek… Fanatizm değil mi?
İnsanca yaşanacak bir dünya için insan hayatıyla oynamak, çelişki, çılgınlık değil mi?

Katliamı haklı gösterdikten sonra birkaç satır da “dostlar liberallikte görsün” devlet eleştirisi var.

***

“Yağmurlar yağdı, yarıklar kapandı” mı sanıyorsunuz?

Öyle bir kana bulaştınız ki, ne yapsanız temizlenemeyeceksiniz.

@prometeatro | @yazilama


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s