Yok Başka Faşizm Yaşıyoruz İşte: Kuram çoğulluğu içinde faşizm

pdfsymbol
Faşizm sunumunu PDF olarak indirmek için tıklayın

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde hazırlamakta olduğum Sömürge Devrimciliği ve Mahir Çayan başlıkı doktora çalışmamın Faşizm bölümünü, herhalde konunun hiç bitmeyen güncelliğinden olacak, birden fazla kez gündeme geldi; böylece birçok yerde yazı veya sunum olarak paylaştım. Dinleyen arkadaşlar sıklıkla sunuma erişmek istediler. Sunum buraya tıklanarak indirilebilir.

Kısa URL: bit.ly/fasizmsunumu

 

 

Reklamlar

Yanlış alıntıların izinde

Ulaştığımız kaynaklar, Mahir Çayan'ın "Halka açıklayamayacağın hiçbir eylemi yapmayacaksın" diye bir sözü olmadığını gösteriyor. Söz Mahir'e ne kadar yakışırsa yakışsın, ne kadar doğru olursa olsun.
Ulaştığımız kaynaklar, Mahir Çayan’ın “Halka açıklayamayacağın hiçbir eylemi yapmayacaksın” diye bir sözü olmadığını gösteriyor. Söz Mahir’e ne kadar yakışırsa yakışsın, ne kadar doğru olursa olsun.

Ankara Katliamı’nı halk içi bir gücün yapmış olabileceği gibi korkunç bir olasılık ortaya çıktığından beri, Mahir Çayan’ın adıyla şu söz paylaşılıyor: “Halka açıklayamayacağın hiçbir eylemi yapmayacaksın.”

Bütün Yazılar‘da, Feyizoğlu’nun Mahir: Onların Türküsü kitabında ve Mahirlerle ilgili elimde bulunan kaynaklarda böyle bir söze rastlamadım. THKP-C İddianamesi‘ni tarayamadım ama sanırım ulaştığımız kaynakların ışığında Mahir’in böyle bir sözü olmadığını rahatça söyleyebiliriz. [Dava Dosyası’na ulaştım ve taradım, orada da bu söz bulunmuyor.]

Gezi döneminde esnaflar ve Paris Komünü hakkında Marx’a atfedilen bir sözü Sanki Devrim‘de tartışırken (s. 220-221) bu türden durumlara “sözde alıntı” demiştim.

Sosyal ağların yaygınlaşmasıyla birlikte bazıları kasıtlı bazıları kasıtsız birçok sözde, yanlış, hatalı alıntı dolaşıma giriyor. Hepimiz zaman zaman bunlarla “trolleniyor”uz. Aşağıda bir başka yaygın alıntının peşine düşeceğim.

Che “Dayanışma ezilenlerin inceliğidir” dedi mi?

cheÖncelikle bu sözün İspanyolca kaynaklarda da sık sık Che Guevara’ya atfedildiğini belirtelim. Ama söz bir parça hatalı çevrilmiş. “La solidaridad es la ternura de los pueblos” aslında “Dayanışma halkların inceliğidir” demek. Tabii içeriği çarpıtan bir hata yok ortada, sadece ilk çevirmen kimse, fazla yoruma kaçmış.

Söz İspanyolca kaynaklarda Che kadar Gioconda Belli adlı Nikaragualı kadın şaire de atfediliyor. 1970’lerde illegal mücadele veren FSLN gerillaları için silah taşımaktan diplomatik temaslara türlü çalışmalar yapan Belli bu dönemde şiirlerini de yazıyordu. Tarihine ulaşamadığım bir şiiri şöyle diyordu (çeviri ve vurgular benim, şiirde geçen kızıl-kara FSLN’nin bayrağının rengi, şiirin orijinali şurada).

Halkların İnceliği

Sana diyordum ki dayanışma,
ezilenlerin inceliğidir.
Zaferden sonra diyordum,
o zor kavga zamanlarını ve gözyaşlarını
geçtikten sonra;
şimdi orada başımıza gelenleri hatırlıyorum
her şey rüyadan, rüyadan ibaretti, uyanıkken ve uykuda,
yorulmadan uykunun harcını karamazdık asla
tüm bunlar bitene kadar, kızıl-kara bayrakları görene kadar
-aslında- evlerin, kulübelerin, konduların üzerinden ve yoldaki ağaçların
üstünden dalgalanan bayrakları görene kadar, ve yaşadıklarımızı düşünene kadar
her şey öfkeden ve ateşten bir yapboz gibiydi
ve kandan ve umuttan…

FSLN’nin önderlerinden Tomas Borge’nin de bu sözü zaman zaman kullandığı söyleniyor. (Nikaragua devrimi konusunda şu yazı ısrarla tavsiye edilir: Zulüm düzeni böyle yıkıldı.)

Elbette Che’nin bu sözü daha önce söylemiş olması mümkün. Hatta Latin Amerika’daki her gerilla hareketi gibi FSLN’nin de Che’yi bir idol olarak benimsediği düşünülecek olursa, tarihsel olarak bu daha mümkün. Ne var ki Che’nin tarayabildiğim metinlerinde böyle bir söze erişemedim. Bu yüzden bu sözün Belli’ye ait olduğunu kabul etmek daha yerinde olur.

“Dünyanın neresinde olursa olsun patlayan haksız tokat…”

Yeri gelmişken, yine Che’ye atfettiğimiz “Devrimcilik dünyanın neresinde olursa olsun indirilmiş bir haksız tokadı suratında hissedebilmektir” veya “Dünyanın neresinde olursa oşsun, haksız yere birisinin suratına atılan tokadı kendi suratında hissetmeyen kişinin insanlığından şüphe ederim” diye paylaşılan söz ise Che ve Castro’nun çok sevdiği Kübalı şair Jose Marti’ye ait.

Fakat Che de bu sözü İnter-Amerikan Ekonomik ve Toplumsal Konsey’in 8 Ağustos 1961 tarihli Uruguay toplantısında aktarır. Sözün aslı şöyle: “İnsan olan kişi, bir başkasının suratına inen tokadı kendi suratında hissedebilmelidir.” Che sözü aktardıktan sonra ekler: “Nerede bir emperyalist bir bölgeyi egemenliği altına alırsa, bu, orada yaşayanların suratına inen bir tokattır.”

Adorno “Bilim itaatsiz olana ihtiyaç duyar” dedi mi?

Geçen yıl 10’uncusu gerçekleşen Karaburun Bilim Kongresi’nin motto olarak benimsemesinden sonra bu söz, bir Che bir Mahir sözü kadar olmasa da, alıntılar kataloğumuza yerleşti.

Ama bu çeviri de bir hata barındırıyor. „Die Wissenschaft braucht den, der ihr nicht gehorcht hat“, aslında “Bilim kendisine itaat etmeyene ihtiyaç duyar” demek. Yani bilimden beklediği bir başkasına (mesela siyasi iktidara) değil bizatihi bilime itaat etmemesidir Adorno’nun. Bir kez daha “ufak çeviri hatası” bizim işimize gelen bir sonuç doğurmuş. Biz yine de doğrusunu bilelim de.

@prometeatro

Benim Newroz’larım

Newroz bizim oralarda, Dersim’de kutlanmaz/dı. 90’lardaki politikleşmeden sonra kutlanıyor elbette. Benim Newroz ile ilk tanışmam 1991’di yanılmıyorsam. Ankara Grup Yorum konserindeydik, Resim Heykel Müzesi’nde. İstanbul, Adana’ya, Cizre, Kulp, Hani ve Amed’den saldırı ve katliam haberleri geliyordu. Salonda tansiyon had safhadaydı. Metin Kahraman, Zazaca bir uzun havayla “Bir uzun havadır şu Munzur Dağı”nı patlattı, sloganlar yükseldi.

1994 Newroz’undan bir gün önce İzmir’de DEP’in düzenlediği şenlikteydik. Rêber şarkısını söylersin söylemezsin tartışmalarından sonra (“öncü biziz” diyordu Yurtsever Hareket, oysa şarkı Rêber’i Çêpa Şoreşger (Devrimci Sol) olarak işaret ediyordu) kuliste konsere hazırlanıyorduk. Birden yüzümüz gözümüz yanmaya başladı. Polis kulise dışarıdan gaz sıkmıştı. Öyle kıpkırmızı gözlerle şenliğin son grubu olarak sahneye çıktık. 10 bin kişi kadar vardı Ekici Över’de ve Kürtçe-Türkçe şarkılarla salonda coşku tavan yaptı.

Ertesi akşam Ege kampüsüne yazılama yapmaya çıktık. Bizden önce Kadifekale mahallelerinden geldiği belli olan, zerre öğrenci tipi olmayan üç genç yürüyordu. Onların da bir eylem niyeti olduğunu sezdik ama yapacak bir şey yok. Ziraat’in duvarına “Bütün Halklar Birleşelim Savaşalım Kazanalım” yazdık, sonrasında da polis tarafından kuşatılıp gözaltına alındık. Elektrik vs. derken Buca Hapishanesi’nde bir aylık konukluk.

Ertesi yıl Newroz Gazi Katliamı‘nın gölgesinde yaşandı. Tüm ülkede operasyonlar, tutuklamalar vardı. Ben sanırım 13 ya da 14 Mart günü Kültür Merkezi çıkışında alındım. Bir haftalık işkence seansından sonra -yine bir Newroz günü- ikinci kez tutuklandım, bu kez konukluk daha uzun sürdü.

Newroz benim için devrim şarkıları, katliam haberleri, hapishane falan demek. Aradan geçen 20 yıl bir şey değiştirmemiş. Yine katliam, yine tutsaklıklar. Öyleyse şarkıları da eksik etmemeli.

Şevata Cizîra Botan (Cizre Botan Yangını) şarkısını Cizre’de öldürülen çocuklar için yaptık, Cizre’den henüz ölüm haberleri geliyordu. Türkiye’de bir halk eyleminde en çok insan Cizre’de öldü, biliyor muyduk? Ama haklarında ne kadar az şey biliyoruz. Cizre’nin hesabından ne kadar az bahsediyoruz.

Şarkının kayıt, mix ve düzenlemesinde Serdar Güzelişler‘in büyük emeği var. Vokal soloları yazarak doğrudan bestesine de katkı sundu. Ozan Yıldırım, videoyu hazırladı. Videoda Ka Kızıl‘ın o dost ve ışıltılı objektifinden süzülüp gelen ve cömertçe herkese bu arada bize de açtığı Cizre 2015 Newroz fotoğraflarından faydalandık. Süleyman Cenik o yaman bas partisini çaldı.

Şarkının sözlerine, çevirisine ve hazırlanışına dair özet bir bilgiye Gezite’den erişebilirsiniz.

Uğur Mumcu ve ben

Uğur Mumcu’yu pek sevmem, sevemem. O da hayatının son döneminde devrimcileri pek sevmedi. Ama demokrat bir gazeteci olarak zulümler, işkenceler yaşadı, katledildi. Katili faşist devlete, cenazesinde atılan sloganların söylediği gibi “MIT, CIA, Kontrgerilla”ya karşı onun sevenleriyle birlikte olmak “görevdir bu yangın yerinde.”  Continue reading “Uğur Mumcu ve ben”

Asıl olan haklının güzele yolculuğudur

Yeni_Yil_Mesaji-2015Bir yılı daha geride bıraktık, 2014’te gün geçmedi ki… Şaka şaka, 2014 değerlendirmesi yapmayacağım, herkese şimdiden iyi yıllar. Ben sözü almışken başka bir şeyden bahsedeceğim (ipucu üstteki resim).

SosyalAğdaşlarım fark etmiştir, bu yılın son bir buçuk mevsimini oldukça yoğun bir Siyasol.Org ve Gezite.org gündemiyle geçirdim, geçirdik.

Halk için, halktan yana, halkla birlikte, hepsinin özeti halk olarak  yazmak, çizmek, bestelemek, söylemek, resmetmek, kuramsallaştırmak, kavramsallaştırmak… velhasıl sanat ve kültür üretmek  çok uzun yıllardır yaşama eylemimin bir parçası.

Daha önce fanzinlerden hakemli dergilere, öğrenci bloglarından kerli ferli dergilere birçok mecraya yazdım, hâlâ da yazıyorum. Ama gezite.org ve siyasol.org bu “halk olarak üretme” eylemi için iki mecra olduğu için bu kadar önemsedim, yazdım, paylaştım, duvarları, taymlaynları meşgul ettim.

Her ikisi de çok yoğun bir kolektif emekle üretilen iki mecra. Şimdiden 200’e yakın yazar, çizer, editör bu mecraları birlikte yarattı. Deyişin tam anlamıyla “gün geçmiyor ki” yenileri eklenmesin.

  • Leninist / Çayanist kuram üretmede,
  • siyasal öykücülükte, şairlikte,
  • net mecrasının yine toplumsal ağırlıklı resimler / karikatürler için adeta bir sergi olarak kullanılmasında
  • ve daha birçok şeyde

belli ki bir boşluk varmış.

Siyasol ve Gezite’nin bu boşluğu doldurması için daha çok çalışması gerek. Demek ki sosyalağdaşlarım başta hepimizin çok çalışması gerek. “2014’te doğduk, 2015’te büyüyeceğiz” dedik, mesele ne doğmak ne büyümek, mesele her gelen yeni yılı, gerçekten yeni yapacak yola bir adım olmak, sahiden yeni bir geleceğin yelkenine bir solukluk rüzgâr doldurmak.

2013’ün sonunu hatırlıyor musunuz? Coşkuyla ve umutla doluyduk hâlâ, 2014’ün sonunda ise kulağıma daha ziyade umutsuzluklar çalınıyor. 2013 1 Mayıs’ı ile 31 Mayıs’ın karşılaştıracak olursanız bu umutsuzlukların yalan olduğunu göreceksiniz.

Asıl olan tek şey var: Haklının güzele doğru yolculuğu.

İyi yolculuklar!

“Özgür Basın” 19 Aralık 2000’de ne bok yiyordu?

 

Zaman’ı, Hürriyet’i, Milliyet’i, Hasan Cemal’i falan… “Yağmurlar yağdı, yarıklar kapandı” mı sanıyorsunuz?
Öyle bir kana bulaştınız ki, ne yapsanız temizlenemeyeceksiniz..

Continue reading ““Özgür Basın” 19 Aralık 2000’de ne bok yiyordu?”