Bir Harabede Yıkılmak: Angelopoulos ve ‘Arıcı’

Barış Yıldırım

Şiir gibi değil bir şiir-film Arıcı. Göstergelerle, imgelerle, metaforlarla örülen lirik dokusu, anlattığı öyküden, epostan daha önemli. Yine de bu şiirin belki en güzel dizesi, bir görüntü değil bir söz: “Burada, bu harabede yıkılıyorum.”

8 Şubat günü Fatin Kanat’ın girişimiyle Büyülü Fener Sineması ve birçok kurumun girişimiyle Angelopoulos anısına düzenlenen etkinlikte gösterilen Arıcı aslında bir Mutsuz İnsanlar Ansiklopedisi.

Yönetmenin az bilinen eserlerinden 1986 yapımı bu filmde, öğretmenlikten ayrılıp, kızını mutsuz bir evliliğe bırakıp, mutsuz evliliğini bırakıp, kasasına arı kovanlarını doldurduğu bir pikaba atlayıp yollara düşen mutsuz bir adamın, onun yolda karşılaştığı mutsuz bir genç kızın ve geçmişten fırlayıp çıkan başka mutsuzların öykülerini izleriz.

Ama giderek bunların tam olarak öykü olmadıklarını yahut bilinçli olarak tamamlanmamış öyküler olduklarını anlarız. Neden? sorusuna verilen en somut cevap, karakterlerin ağzından, “Bilmiyorum”dur ve çoğunda bu cevap da verilmez.

Kızı nasıl bir adamla evlenmiştir? Subay kıyafetleri içindeki adamın sonra bir benzin istasyonu ve market işlettiğini görürüz. Ne olmuştur? Evliliğin bütün taraflarının mutsuz olduğu bellidir, peki evliliğe zorlayan nedir? Adamın kızıyla arasında nasıl bir ilişki vardır? Karısıyla neden ayrılır? Yolda aldığı yarı fahişe otostopçu kızı bu hayata iten şeyler nedir?

Karakterlerin çoğu repliği susmaktır, sadece susmak. Belki bunlara karakter demek bile zor. Zira mutsuzluklarından başka çok az şey biliriz. Zaten girip çıkışları da bir tutarlılık gözetmez. Lynch filmlerini yahut rüyaları andırır şekilde gözlerimizin önünden geçerler.

Biri Fransız biri işadamı gençlik arkadaşları, çoktandır işlemeyen bir sinema salonunu her gün temizleyen bir başka arkadaş, babasıyla arasındaki ilişkinin ne olduğunu bilmediğimiz bir oğul filmin orasında burasında arzı endam ederler, fakat adamla otostopçu kız dışındakilerin varlıklarıyla yoklukları pek fark etmeyecek gibidir. Hatta kız bile adamın mutsuzluğunun altına çekilen bir çizgi olmanın ötesine fazla gitmez.

Peki nedendir bu mutsuzluk? Bilinmez. En azından söze dökülebilecek bir cevabı yoktur sorunun. Ama bir yanda katman katman simge diğer yanda natüralizme yaklaşan bir gerçekçilikle örülmüş sahneler, nedenini bilmediğimiz bu mutsuzluğun aynı zamanda bize biz kadar yakın olduğunu hissettirir. Dünyada yaşayanlarımızın çoğu gibi bir mutsuzdur işte Arıcı.

Angelopoulos Anısına Kalkan Yumruklar

Dünyadaki mutsuzluğumuzun sebeplerini dünya düzleminde biliriz ama neden film düzeyinde “bilmeyiz.” Angelopoulos’un çekimleri sırasında hayatını kaybettiği son filmi Öteki Deniz hakkında söyledikleri bize bu bilinmezliğin yalnızca sanatsal değil politik (yahut apolitik) bir tutum olduğunu da söylüyor. Yönetmenin çoğu başka filminde olduğu gibi burada da konu toplumsal: Kriz ve göçmenlik.

Ne var ki, diğer filmlerinde olduğu gibi burada da toplumsal sorunların çözümü etik alanda aranır. Yalnızca epos değil politikos da ethos üzerine kuruludur onda. Yaşanan (ve Yunan halkını Şubat ayında isyana kaldıracak olan) Krizin ekonomiden değil yiten değerlerden kaynaklandığını söyleyen Angelopoulos, krizini çözümünü bütün siyasi partilerin birlikte hareket etmelerinde görür örneğin.

Yunan yönetmenin toplumsallıkla ilişkisi, bir tarafı kör bir madalyon gibidir. Birçok bireyci sanatçının aksine, madalyonun toplumsal sorunlar yanını görür, fakat onları ortaya çıkaran siyasi iktisat yanına kördür. Ama boşluk tanımayan bir dünyada bu boşluğu başka şeylerle ikame etmek zorundadır ve çareyi değerler, bellek, dayanışma gibi romantik idealler ve idealar dünyasına ait şeylere sarılmakta bulur.

Angelopoulos, yaşadığı dünyanın sorunlarını görmesi anlamında bizdendir. Bu yüzden, Büyülü Fener’de onun anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşunda ayağa kalkışımız yerindedir.

Ama o, bu sorunların çözümünü yine onları yaratan yapının kendisinde aradığı ölçüde bizden değildir. Yunanistan’a ilk döndüğü yıllarda yazdığı gazetenin ve politik tutumlarının gösterdiği üzere, aslında ahlaki bir sosyal demokrasidir onun aradığı.

Bu yüzden, saygı duruşu sırasında kalkan kimi yumruklardan herhalde o pek hoşnut kalmazdı. Zira o yumruklar bizi bizliğimizden edip bize ve kendimize yabancılaştırmakla kalmayan, bize şu güzelim dünyada yaşamak için gereksindiğimiz en temel şeylerden bile mahrum kılıp kendini bizim üstümüzde yüceltenlerin kafasına inmek ve bu yolda düşenleri anmak üzere sıkılırlar.

10 Şubat 2012’de Evrensel gazetesinde yayımlanan ‘Angelopoulos Anısına Kalkan Yumruklar’ yazısı, Mimesis için kısmen genişletildi ve düzenlendi. Angelopoulos’un hayatı ve sinemasal duruşu hakkında ayrıca bkz. Angelopoulos: Karşı Kıyıdan Bir Yönetmen Şimdi “Öteki Deniz”lerde… (Emel Yuvayapan-Barış Yıldırım)

Reklamlar